Çocuk ve Gençlerde Stres
Prof. Dr. Nevzat Tarhan


"Okul başarısı için klasik zeka yetebilir, hayat başarısı için duygusal zeka şarttır."

Çocuklarda ilk stres doğumla birlikte yaşanır. Bebeğin ağlaması onun anne rahminin sıcaklığı ve rahatlığından dış dünyanın soğukluğu ve inciticiliğine bir tepkisidir.

Bebeğin yeme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesine rağmen stres yaşaması mümkündür.

Bebeklik depresyonu

Bebeği depresyona itecek en önemli neden anne yoksunluğudur.
İlk altı ayda anne birden ayrılırsa üç dönem belirti gösterir.

Protesto dönemi : Sürekli ağlar, dindirilemeyen ve yatıştırılamayan ağlamalar vardır. Yanına biri yaklaştığında susar ama annesi olmadığını anladığı zaman tekrar ağlamaya başlar. Kısa süreli sustuğunda biri yanına yaklaşırsa yine ağlamaya başlar. Sustuğu anda yüzünde yorgun üzgün ifade vardır.

Depresyon dönemi : İştah yeme azalmıştır, kilo kaybetmeye başlar. Fizik gelişme durur, kusma ve ishal olabilir. Muhtemelen beyin büyüme hormonunu yeterli miktar salgılamamaktadır. Bunun sonucu mutlu olmayan çocuğun beden gelişimi de yavaşlayacaktır. Çocuk gözlemlendiğinde küskün ve üzüntülü görünüm sergiler.

İçe kapanım dönemi : 2. aydan sonra anne yoksunluğu devam ediyorsa bebek içine kapanmaya, duygusal tepkiler küntleşmeye başlar. Çevrede olanlara ve yanına yaklaşanlara ilgisiz kalır. Dünyadan soyutlanıyor gibidir. Bu durum büyüklerin şizofrenik bozukluğuna benzer bir tablodur. Görüldüğü gibi anne ile bebek arasında olağanüstü bir ruhsal bağ vardır. Bu ruhsal bağ çocuğun beyin ve beden gelişimi için temel gıdadır. Sevgisini ilgisini veren anneler çocuklarının beyinlerinde sevgi kanallarının açılmasını, çocuklarının beyinlerinin mutluluk hormonları salgılamasını sağlamış olmaktadırlar.

Yuva hastalığı : Anne veya anne yerine geçen kişiden uzun süre uzak kalındığında oluşur. Burada teke tek ilişki önemlidir. Anne uzun süre hastanede yatabilir veya ayrılmak zorunda kalabilir. Böyle durumlarda çocukla teke tek sevgi bağı olan bir ilişki annenin yerini tutacaktır. Yuva ortamında sürekli bakıcı değiştiği için bu sağlanamaz ve bazı belirtiler başlar.

Yuva hastalığı (Hospitalizm) içindeki çocuklar çevreye ilgileri azalmıştır, geç ve güç uyarılırlar, oturdukları yerde sallanırlar, geviş getirme gibi hareketler yaparlar, kafa sallarlar, vurmaları vardır. Bu vurmalar kendi kendilerini uyarma çabalarıdır. Parmak emmek, sallanmak gibi bedensel zevk kaynaklarına yönelirler. Zeki oldukları halde yalancı bir zeka görünümü verirler. Boy ve kiloları yaşıtlarına göre geridir beslenme ve bakım iyi olsa da ani ölümler çok olur.

ANNEYİ KAYBETME KORKUSU

Çocuk kendisine bakım veren kişiye derin bir bağlanma gösterir. Bu yetersizliğin ve çaresizliğin kaçınılmaz sonucudur. Bakım veren kişi, yani kendisini güvende hissettiği kişi ki bu çoğunlukla annedir onu dövebilir. Dövdüğü halde tekrar annesinin kucağına sığınır. Bu o çocuğun en mutlu anlarından birisidir.

Çocuğa bakım veren kişinin kısa veya uzun süre ayrılması hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır.

Çocuklarda Stres
 

Bu bağlanma-ayrılma ilişkisi insanın ileri yaşlardaki hayatına yön veren temel bir ilişkidir. Evlendiğinde veya askere gittiğinde uyum sağlayamayan , okul korkusu çeken çocuklar ve gençlerde bağlanma-ayrılma ilişkisini tam olgunlaştıramamak gerçek nedendir.

Böyle insanlarda bağlandığı ve sevdiği kişiyi kaybetme korkusu vardır.Bu korku ve sıkıntı yaşamın kaçınılmaz parçasıdır.Hayatın normal sürecinde bu korku çocuğu geliştirecektir.Bireyselleşmeye itecektir.

Yeterli annelik nedir?
Anne temasından yoksun çocuklar ilgisiz, soğuk, isteksiz, geç uyarılan soluk renkli, mide bağırsak, solunumu bozuk çocuklar olur. Erken yaşlardaki anne yoksunluğu ileri yaşlarda uyum bozukluğuna neden olur.

Ülkemizde genelde bu durumun tersi olur. Çocuk anneye bağlandığı gibi anne de çocuğa bağlanır.Karşılıklı doyum sağlayan bir ilişki vardır.Anne o derece koruyucudur ki elinde tabak arkasında dolaşır, her şeyini kontrol eder, çocuğa inisiyatif vermez. Böyle çocuk anne olamadan tuvalete gidemez, okula başlarken ayrılmak istemez. En ufak ayrılığı annesini kaybedeceği kokusu olarak algılar.Anne tavuk civcivleri büyüdüğünde kanadıyla iter; onların bireyselleşmesine fırsat verir. İnsan annesi de bunu yapmalıdır.Aksi taktirde çocuk sosyal ilişki kurmada beceriksiz, içine kapanık , cinsel davranışlarında donukluk yaşayan bir genç olur.

İnsanın sağlam benliğinin gelişmesinde nitelikli, teke tek ve sürekli anne-çocuk ilişkisi kaçınılmaz kuraldır.

ÇOCUKLARDA STRESİN İFADESİ


Çocuğun her doğru veya her yanlış davranış bir işarettir.Ergenlik dönemi öncesi çocuklar ve gençler sorunlarını söz diliyle ifade edemezler.Kullandıkları dil "Davranış dili" dir.

Yatağı ıslatma, yemeği reddetme, yalan söyleme, hırsızlık, öfke nöbetleri, kekemelik, aşırı hareketlilik, içe dönüklük, uykusuzluk, kıskançlık, tembellik, sinirlilik, suç işlemeler, bağımlılık, hastalık hastalığı, kadınsı erkeksi cinsel sapmalar, intihar tedbirleri.

Bu saydıklarım çocuklarda sık görülen davranım bozukluklarıdır. Davranım bozuklukları büyüklere, anne-babaya ve topluma verilmek istenen bir mesajın varlığını gösterir. Mesajın arkasında bir duyum saklıdır. Duyuru genelde şudur. " Dikkat! Lütfen bana zaman ayırın"

AH ŞU OKUL !

"Ben dört yaşında bir çocuğum. Bu yaşa kadar birkaç çocukla oynadım, eğlendim çok mutluyum. Anne-babam benimle ilgileniyor. Onları çok seviyorum. Yabancı çocuklarla oynamak istedim benimle alay ettiler, arkadaş nasıl kazanılır bilmiyorum. Şimdi annem-babam kararlaştırmışlar beni 10-15 öğrencinin olduğu bir ana okuluna verecekler. Yabancı çocuklarla beraber olma düşüncesi bana çok korku veriyor.

Korkumu anne-babama nasıl ileteceğim? Evde oynamak istediğimi nasıl söyleyeceğim?

"Evet küçük hanımın başvuracağı muhtemel yollar şunlardır.

Kaygıya kapılıp, yuvaya başlayacağı gün hastalanıp, oraya gitmemeye çalışır.

Yuvada içine kapanık, çekingen kalmayı tercih etmek.

Öfke krizi geçirip anne-babanın anlayışsızlığını protesto etmek.

Altını ıslatıp anne-babanın acıma  duygusunu harekete geçirmek.

Tırnak yemeye başlamak.

Annesini yanında istemek.

Dört yaşındaki yavrucuk kişilik yapısına, korku ve güvensizliğinin derecesine göre bir yolu seçecektir.

"Ben henüz yuvaya gidecek duruma gelmedim" diyecek kadar akıllı davranamaz, bunun için söz dağarcığı da müsait değildir. O halde " yuvada olmaktansa sizin yanınızda olmayı tercih ederim" demenin bir yolunu bulacaktır. Bu davranış diliyle olacaktır.

Anne-baba ne yapmalı

Birincisi çocuğu anladığını hissettirmeli onu kucaklayarak rahatlatmalı.

İkincisi ana okulunda, yuvada öğrenmesi gerektiği şeyler olduğunu ona ifade etmeli. Büyük insan gibi onunla konuşmalı ancak büyük insan davranışı beklememeli. Kararlı ve tutarlı bir şekilde okula gidip gelmesini sağlamalıdır.

ERGENCE BİR ÇILGINLIK

Serkan 13 yaşındaydı. Ablasının düğününü rezil etmişti. Nikahta kahvenin içerisine şeker yerine tuz konulmuştu, o da yetmemişti düğün arabasının dört lastiği de patlaktı. Vestiyerdeki elbiselerin uçları kesikti.

Acilen bir psikiyatri merkezine başvurdular. Serkan'ın yüzü yaşlar içindeydi, babası kolundan sıkı sıkı tutmuş adeta sürüklüyordu. Gencin yüzü acıyla buruşuyordu. Anne sanki o aileden olmaktan utanırcasına gözleri yerde onları takip ediyordu. Beklerken hiçbir şey konuşmadılar.

Doktorun yanına girdiklerinde baba yüksek sesle "Her şeyi kırıp döken, başkalarının mutluluğuna zarar veren bir çocukla ne yapılır? Bu çocuğa her şeyi verdik saygısızlık elde ettik. Müteşekkir olmayı bu çocuğa nasıl öğreteceğiz ?" dedi. Yüzünde acı bir öfke vardı,annede bir mendille gözlerini silmekteydi.

Anne-Baba oğullarının yargılanmasını istiyorlardı. Anne-Baba ve gençle ayrı ayrı görüşüldü.

Ablanın düğünü ailede çok büyük bir olaydı. Aylar önceden plan ve hazırlık yapılmıştı. Anne-Baba her gün bu hazırlıklarla meşguldü. Serkan bu koşuşturmalar boyunca hep arka planda kalmıştı. Ondan hiç yardım istenmemişti. Düğün hazırlıklarına katılabilmesinin onun için ne kadar önemli olabileceği göz ardı edilmişti. Düğünü yaklaştıkça Serkan kendisinin gereksizliğini düşünmeye başladı. Büyüklerin dikkatlerini üzerine çekecek bir şeyler yapması gerekiyordu. Ablasını bu kadar uzun süre başrolde olmasına fena halde içerliyordu. Babası da zaman zaman kara şakalar yapıyordu. Şakalarına çok gülüneceğini böylece ilgiyi üzerine çekeceğini düşünüyordu. Kötülük yaptığının bilincinde değildi. Büyüklerinin öfkesi, ablasının gözyaşlarına önce şaşırdı, sonra aklı başına geldi,ancak artık çok geçti. Sevdiği insanları çok üzmüştü.

Serkan'ın öne çıkma, kabul edilme, adam yerine konma gibi psikolojik bir ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacını çocukça, beceriksizce ifade etmişti.

NANKÖR YAŞ

Bir gencin ilgi merkezi olması sarhoşluk veren bir duygudur. Ergenlik dönemindeki bir gencin aykırı davranmaları alışılmamış bir davranış değildir. Ergenlik döneminde aykırı, sıra dışı, uç davranış gösterilmesi o dönemin fırtınalı psikolojisi ile ilgilidir. Genç fiziksel ve ruhsal olarak büyüme durumundadır. Kişilik henüz bu büyümeye hazır değildir. Duygu dünyasında bir kavga verilmektedir. Bu kavga bir düzensizlik ve dengesizlik getirecektir.

Bu dönemdeki  genç aniden sonuçlarını hiç düşünmeden tepkiler verir. Bir engele çarptığı zaman bunalım başlar. Bu bunalım yaşanacaksa ailenin yardım ve kendi çabası ile aşılacaktır.

Hoşgörüsüz, uzlaşmayı reddeden, ilkelerinden gurur duyan, başkalarını küçük gören, keskin konuşan sinirli, saldırgan bir gençle karşılaştığınızda onun devamlı böyle kalacağını düşünmemelisiniz.

Ergenlik dönemi 12-21 yaş arası sürer, 21 yaşından sonra "Olumluluk dönemine " geçer.

Bir genç aykırı sıra dışı davrandığında özel bir tad alır. Bastırmaya ve denetim altında tutmaya çalıştığı bilinç altındaki dürtüler zaman zaman "Acting out" şeklinde parlayabilir. Gerçek temel ve kişiliğine uymayan tepkiler ve saldırganlıklar gösterebilir.

Gençlik çağında toplumsal düzene karşı baş kaldırıcı ve asi davranılması dünyanın gittikçe artan bir sorunudur.  Sadece A.B.D.'de her yıl bir milyon genç çeşitli şiddete dayalı suç nedeniyle hapse girmektedir. Serkan örneğinde gördüğümüz gibi adil olmayan otoriteye karşı gelme ve intikam alma içgüdüsü gencin doğasında vardır. Böyle fıtri özelliğe sahip bir genç şiddeti bir sorun çözme veya hak arama yöntemi olarak benimsemişse anti sosyal bir birey ortaya çıkacaktır. Böyle bir kişi kutsal değerlere önem vermez sadece kendi bazı duygularını tatmin onun için "Ego idealidir. Hayatta amaç olarak kendi arzularını tatmini hedef seçen bir genç engellendiğinde Anne-Baba dinlemeden şiddete yönelebilecektir.

"Gençler bilebilse İhtiyarlar yapabilse"  


Atasözü insan beyni için söylenmiş gibidir. Ergenlik çağındaki bir gencin parlak zekası, kabına sığmayan duygularını ve öğrenme arzusu ile hiç kullanılmamış kilometre beyni vardır. Bilgi ve tecrübe eksikliği giderildiği ölçüde kabına sığmayan duygular iyi yöne yönlenecektir. Tek şart beyni güzel şeylerle doldurmaktır.

Anne ve Babanın Rehberliği

Ergenlik dönemindeki genç hayatın zor ve fırtınalı bir döneminden geçmektedir. Tıpkı fırtınalı denize açılan kaptan gibidir. İyi bir pusula, iyi bir rota çizilmesine ihtiyaç vardır. Büyükler gence doğru budur, yanlış budur, doğruya uyarsan başına gelecek muhtemel sıkıntılar şunlardır diye oturup saatlerce konuşmaya ihtiyaç vardır. Bu konuşma monolog tarzında olmamalı yani konferans ve vaaz verir gibi konuşmalar, nasihat genellikle faydasızdır. Bazı gençlerde zıddını yapma eğilimleri bile uyandırabilir. Hz. Ali "Yedi yaşına kadar olan çocuğunuzla oynayınız, 15 yaşına kadar arkadaşlık ediniz, 15 yaşından sonra istişare ediniz." diyerek çocuk ruh sağlığını bu cümlede özetleyerek çok derin bir tespitte bulunmaktadır. Yüce Peygamberimizde "Buluğ çağını deliliğin bir şubesi olarak tarif etmesi" çok anlamlı  mesaj vermektedir.

İşte hayatın böyle deli dolu bir döneminden geçen gence büyüklerin kızmak değil anlamaya çalışması, konuşması, zaman ayırması altın değerinde etki yapacaktır.

Her şey incelikten kırılır ama insan kalınlıktan kırılır. Gençlere kalın ve kaba davranmak yerine esnek ve ince ve de sabırlı davranırsak onları hayatlarının olumlu dönemine kazasız belasız taşımış oluruz. 

DELİŞMEN BİR KIZDIM

UNESCO gençlik çağını cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin rahata üstün geldiği çağ olarak tanımlar.

Tatlı hayaller, idealler, ilk sevgiler, sıkı arkadaşlıklar, uçarılık, haylazlık, gözü karalık bu  dönemin özellikleridir. Coşkulu, çalkantılı, tutkulu, fırtınalı, kanı kaynayan, bunalımlı, öfkeli,çatışmalı, kaygılı, kimliğini arayıp bulmaya çalışan bir bireydir genç.

Bu hızlı büyüme ve gelişme çağında ölümlerin iki nedeni vardır.İntiharlar ve kazalar.

Bir hikaye:                 
"Görünürde iyi bir çocuktum.Fazla güler, rekabetten çok hoşlanırdım, hırslıydım. Hiç kimseyi düşünmeden hareket ederdim.  Şımarık her şeyi bilen, odası çarşamba pazarı gibi dağınık, yalancı sivri dilli, kendini bir şey zanneden yani berbat biriydim. İnsanlarla oynuyordum. Senaristler gibi hain şeyler düşünür büyük keyif alırdım. Yalan ve kötü davranışlarla istediğimi elde etmeye çalışırdım.

Yakın arkadaşlarım kendilerini yönetmemden bıktırıyor ve uzaklaştırıyordum. Annemle ilişkimi de mahvediyordum.  Şu anda, benim için en değerli insanları neden incittiğime şaşırıyorum. Annemi çok ağlatırdım, kadıncağız  "Beni kendinden uzaklaştırma" diye ağlardı. Benim cevabım şöyle olurdu "Doğurmasaydın, yardımına ihtiyacım yok beni rahat bırak" .

Kaba ve sahteydim. Uyuşturucu bağımlısı değildim ama bağımlı olduğum şey nefretti. Acı çekmek çok hoşuma gidiyordu. İstediklerimi elde etmek için her şeyi yapabilirdim. Kimseden talimat almak istemiyordum. İyiliğime söylenen şeye bile karşı çıkıyordum.


En değerli insanlara acı çektiriyor , yalan söylüyor ve saldırıyordum. Sonra pişmanlık ve suçluluk... Düşündüm; aslında başkalarından değil kendimden nefret ediyordum. Başkalarına acı çektirerek bu nefreti gizliyordum.

Bütün bu kaos içinde çıldırmış gibiydim ve bir kutu ilaç içtim. Hiç kimseye faydam yoktu, kendi değersizliğimi de fark etmiştim.

Hastanede gözlerimi açtığımda annem yanımdaydı. Onun yorgun yüzüne ilk kez dikkatlice baktım. Onun gözlerinde kurtulmuş olmamdan duyduğu sevinci gördüm. Söylediğim bütün yalanlara ve yaptıklarıma rağmen hala beni seviyordu. Yüzümdeki saçları yana itiyordu. Saatlerce kucağında ağladım. Böyle berbat ve korkunç şeyler yapan kızını neden hala sevdiğini sordum. Cevabı saf ve dürüstçeydi . "Bilmiyorum"  demişti . Gözyaşları arasında gülümsüyordu. Onu çok zorlamıştım ama çok şanslıydım. Öğrenmek istediğim her şeyi sanki onun yüz ifadesinde saklıydı.Artık değişmeliydim. Bunu anlamıştım."

Anne bu genç delişmen kızına iki büyük hediye vermişti. Birincisi saf,şartsız sevgi yani şefkat, ikincisi geçmişte yaptıklarını affetmek. Bu zevki kızına yaşattığı için onu kazandı ve kurtardı.

Herkes bu genç kız kadar şanslı olmuyor. Eğer anne kızını baskı ve tehditle düzeltmeye çalışsaydı ne olurdu? Kızın eğitimini korku üzerine kursaydı küçük hanım bu itirafları yapamayacak ve ruhsal gelişimini, kişilik özelliklerini tamamlayamayacaktı.

Tutarsız güvensiz insanlara acı çektirmeye devam eden bir birey olarak kendisiyle barışık olmayan bir kişi olarak aramızda dolaşacaktı. Eğer yaşasaydı.

Sevmek, sevilmek, acı çekmek, acı çektirmek, öfke, nefret, uçarılık, tutkular, çalkantılar, çatışmalar, kaygılar bu dönemde doğal duygulardır. Bu duyguları soluyup yaşamak kaçınılmazdır. Bırakın gençler bu duyguları yaşasınlar, duvarların arkasında saklanmasınlar, hayatı yaşayarak öğrensinler.

Anne ve babaların bu dönemde çok müdahalesi ilişkileri daha da bozacaktır. Büyük hata yapmadıkça küçük hatalar yaşanarak öğrenilecektir. Büyüklerin şu üç ilacı kullanmaları şartıyla
1-Karşılıksız sevgi
2- Zaman ayırarak ilgi
3- Tatlı bir tebessüm, güzel birkaç söz, sevgi dolu bir bakış.

Hiçbir şey anne baba ile çocuk arasındaki ilişkiden daha önemli değildir.
Genç, tutkuların kölesidir, istekleri aşırıdır en küçük engele katlanamaz çünkü hayatı tanımamaktadır.
Genç, yüksek hayaller ve amaçlara sahiptir. Çünkü hayatın tokadını yememiştir.
Genç, gurura ve başarıya paradan daha çok önem verir, çünkü paraya ihtiyacı olmamıştır.
Genç, eli açık ve iyilikseverdir, çünkü kötülükleri tanımamıştır.
Genç, çabuk güvenir ve çabuk bağlanır, çünkü aldatılmamıştır.
Hz. Peygamberin gençlik çağına "Deliliğin bir şubesidir" dediğini unutmayalım.
Büyüklerin görevi çocuklarını yedirip, içirip giydirmek ve okutmakla bitmez. Onlara hayatı tanıtmak ve kişiliklerini iyi yönde geliştirmekte gerekir.

SINAV STRESİ

Yapılan araştırmalar sınav kaygısının ameliyat öncesi kaygıdan daha yüksek olduğunu göstermektedir.Kız öğrencilerde erkek öğrencilerden daha yüksek çıkmaktadır.

Sınav kaygısı içerisindeki gençlerin doğal olarak söyledikleri sözler "Bildiklerimin hepsini unuttum, kazanamazsam mahvolurum, yemek yiyemez oldum, uyuyamaz oldum, hayattan zevk alamaz oldum, istediğim yere giremezsem ölsem daha iyi ".

Sınav nedir?

Sınav öğrencilerin ilgi, çalışma ve yetenekleri ile öğrendiği bilginin değerlendirilmesidir.
Sınav bir insanın kişiliğinin değerlendirilmesi değildir.Sınavda başarılı olmak iyi öğrendiğinizi başarısız olmak iyi öğrenmediğinizi ortaya çıkarır.
Sınav sonucu iyi insan veya kötü insan olduğunuzu ortaya çıkarmaz.
En çok yapılan hata olayları ayrıştırmamaktır. Sorunu kişileştirip sınav ve kişiliği beraber görmektir.
Sınav öncesi öğrencinin üzerinde gerçekten büyük bir yük vardır. Dersler birikip ağırlaşmıştır. Sorumluluk duygusu fazla olan mükemmeliyetçi genç öğrendiklerini yetersiz görmektedir.Beklentileri yüksektir.

Bütün bunların yanında nasıl başaracağını bilemez. Kaygısını giderici, stresini azaltıcı rehberler onu rahatlatacaktır. Bazen bir çift söz sınav stresini giderebilir.

Bazı gençler ümitsiz karamsarlık duygularına kapılır. Mücadeleyi bırakıp yenilgiyi kabul eder. Başarılı olamayan çok zeki insan böyle olumsuz düşüncelere yenik düşmüşlerdir.

Hedefini belirleyen bir genç sınavın tek ve son amacı olmadığını bilir."Her zaman bir şans vardır" kuralı ile hedefine yürür.

BAŞARAMAMA KORKUSU

Sınavda başarısız olunabileceği düşüncesi başaramama korkusuna dönüşür. Başaramama korkusu kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesi beyinde stres hormonları salgısını arttırır. Aşırı salgılanan stres hormonları öğrenme yeteneğini geriletir. Böylece kısır döngü ile korku daha da artar. Zinciri bir yerde kırmak gerekir.

Başarı baskısı sınava verilen anlamla ilgilidir. " Başarılı olursam hayatımda önemli bir dönem noktasını aşacağım, başarılı olmazsam daha fazla çalışmamın lüzumu ortaya çıkacak" düşüncesi başarı baskısını normal düzeye indirir.

"Başaramazsam aptal, beceriksiz bir insan olduğum ortaya çıkacak en azından yakınlarım öyle düşünecek" sözü sınav kaygısını artırır. Siz başkasının düşüncelerinden sorumlu değilsiniz.

Öğrencinin görevi başarılı olmak değil, elinden gelenin en iyisini yapmaktır.
Sınav birinci amacınız olmalı ama tek amacınız olmamalı.
Sınav ölüm kalım savaşı değildir. Başarı yolunda merdiven basamaklarından bir tanesidir.
Başaramazsanız kesinlikle başka bir çıkış yoku vardır.
Zihindeki endişe ve korkuların başarıya faydası yoktur, sonuca katkısı olmayan şeyi düşünmek zaman kaybıdır. "Şimdi çalışma zamanı" deyip işinize bakmalısınız.
Sınav kaygısı öğrenme yeteneğinizi azaltır. Çözüm , sizi rahatlatan konuları düşünmektedir. Özellikle geçmiş başarılarınızı düşününüz.
Sınavdan geçen kişiliğin değil bilgindir. Başarısız olursan kişiliğin zarar görmez.

Baracuda örneği :
Amerikalı muzip bir balıkçı bir gün bir şaka yapıyor.Avlanan balıkçıların bir gece depoladığı su tankına Baracuda isimli canavar balığı atıyor.Normal şartlarda gece su tankına konan balıkların %90'ı ertesi sabah ölürlerken Baracudanın atıldığı tankta balıkların %90'nının yaşadığını görüyor.

Balık yiyen canavar balık Baracuda'nın su tankında dolaşıp durması bütün balıkların yaşama gücünü arttırmıştı.

Kuşlarda da böyledir.Atmacanın saldırıları serçe kuşunun uçuş yeteneğini geliştirir.İşte sınavlarda sevilmese de insanı geliştiren , yetenekleri ortaya çıkaran gerçeklerdir.






Kaynak ..........:
http://www.mcaturk.com/icerik_Cocuk_ve_Genclerde_Stres_203.html