Vizyon ...


Vizyon bölümü, bu sitenin tasarlanması ve yayınlanması, amacı ve gerekçesi, çalışmanın niteliği hakkında ve ilgili konularda bilgilendirme, olası soru ve merakları cevaplandırmak amacıyla hazırlanmıştır.


Ben bir öğretmenim. Teknoloji ve Tasarım Dersi öğretmeni …
Ve bu sitenin öncelikleri eğitim, bilim ve teknolojidir, yeni yüz-bin yıl yani gelecek ...

Aslında Teknoloji ve Tasarım öğretmeni olmasaydım  ve yine site kursaydım, site başlıklarımın büyük bir çoğunluğu aynen yer alırdı…Eski  siyah-beyaz  televizvonlarda seyrettiğimiz belgeseller, dizi filmler, okuduğumuz kimi kitaplar demekle açıklanabilir mi, bilmem ama ilgim her zaman devam etti, bilim, teknoloji, uzay ve havacılık, bilim-kurgu vb. konulara… Arkadaşlarımla sohbetlerimizde geçen gündem oluşturan kimi ilginç kitaplar, çocukluk/gençlik  dönemlerinde, Tanrıların Arabaları, İz Bırakmadan kitapları, Uzay 1999, kimi kaşiflerin vb.  dizi filmleri, belgeselleri  vb… Sonra Bilim ve Teknik Dergi-leri… Eğitim-öğretim süreci…

Aslen Kafkasya kökenli, Çerkez ( Abzeh'lerdenim) olarak da bilinen bir ulustan dersem yanlış olmayacak, ancak çoğu vatandaşlarının değişik tarihlerde çeşitli / benzer / aynı   nedenlerle  sürülmüş olduğu, gerçekte nüfus yapısının  çok değiştirildiği bir ülkeden… Kuzey Kafkasya’dan… Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve aynı zamanda Türkiye’liyim… Elbette Kuzey Kafkasya gibi Türkiye’yi, Türkiye gibi Kuzey Kafkasya’yı düşünüyorum, yani seviyorum…(Başka sevdiğim, beğendiğim yerler de var, yine çeşitli özellikleriyle…)


Kuzey Kafkasya'dan bahsetmişken, güncel ve aslında tarihsel olarak devam eden bir hatadan bahsetmemek mümkün değildir. Kuzey Kafkasya halklarının Kuzey Kafkasya'nın özellikle Jeostratejik konumu nedeniyle Çarlık dönemi, özgürlük şarkısı altındaki diktatörlük olan Kominist veya SSCB dönemi ve -SSCB sonrası- çok yakın tarihte yaşanan ve herkes tarafından açık bir şekilde izlenen bugünkü Rusya tarafından yapılan sürgün, yok etme, sindirme vb. olarak yaşattığı Kuzey Kafkasya'lıların, aslında hepsini bir anlamda kapsayan bu kaosun sona ermesi ve barışa sağlıklı bir şekilde ulaşılabilmesi için, bugün Abhazya, Osetya gibi çeşitli tartışmaları da örnekleyerek bir gerçeğin altını çizmek, yanlış olarak devam eden bir tartışma konusundan bahsetmek isterim. Kuzey Kafkasya'da yaşayan Çerkezler olarak bilinen, Abhazlar, Osetler veya diğerlerinin hiçbirisinin ne Rusya, ne de Gürcistan'a (komşuluk hariç olmak üzere) ihtiyaçları ve bağlılıkları söz konusu olmamalıdır. Bu ülkeler ve diğerleri, kendi birlikteliklerini oluşturmak, bağımsızlıklarını kazanmak, özgürce yaşamak hakkına sahiptirler. Bütün dünyanın ve konuyla ilgili tartışan ve konunun çözümüne katkıda bulunmak isteyen diğer kimi batılı ülkeleri ve uluslarası organizasyonları, bu saptama çerçevesinde konuyu ele almaları ve çözüm üretmeleri gerektiğini öneriyorum. Kuzey Kafkasya'lıların Rusya-Gürcistan gibi ikilemleri söz konusu değildir ve sorunların gerçek çözümü Kuzey Kafkasya Birleşik Devletleri veya Kuzey Kafkasya Birliği şeklinde Kuzey Kafkasya'lıların kararı ile oluşacak sonuç olmalıdır. Kuzey-Güney Osetya hiç kimseye mantıklı görünmemektedir ve değildir. Kuzey Kafkasya'yı dün, bugün ve gelecekte nasıl daha kolay kontrol edilebilir düşüncesiyle oluşturulmuş sürecin, bütünleştirilmiş ve bağımsızlaştırılmış bir Kuzey Kafkasya ile çözümlenmesi, ancak kalıcı huzur ve barışı getirebilir. Bunun dışındaki her türlü çaba ve uygulamaların, en başta Kuzey kafkasya'lıların olmak üzere, bölgeye ve dünyaya olumsuz etkisini herkes görmüş, izlemiş ve yaşamıştır. Tarihsel ve güncel olarak ispat edilmiş böyle bir tespitin, yine aynı hataları tekrar ederek çözümlenmesini beklemek, hayalciliktir. Gerçek çözüm; çalışma ve görüşmeler, Kuzey Kafkasya'yı bölmek yerine belirtilen bütünleştirici bir çaba ve sonuçlar ile sağlanabilir. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği ve diğer muhtap ülkelerin bu temel yaklaşımla çözüme katkıda bulunmalarını öneriyorum. Diğer tarihsel ve aslında güncel çözümlerin sonuçlarını şu anda çözmeye çalıştığımızın farkında olduğumuzu ümit ediyorum ... Bu çözümde Rusya ve Gürcistan gibi ülkelerle bitlikte çözüm üretilmesi bugün itibarıyla bir doğal sonuç olsada, çözüm sadece Kuzey Kafkasya'lıların söz sahibi olacağı bir sonuç içermelidir. "Rusya'nın Abhazya ve Güney Osetya'yı tanıması ve bağımsızlığını kabul etmesi büyük bir gelişme ve bu gelişmenin özellikle Rusya açısından devam etmesini bekliyoruz. Çünkü diğer aynı durumda bulunan Çeçenistan, Kabardinka-Balkar, İnguşetya, Adıgey, Kuzey Osetya vb. diğer devletlere de bağımsızlık tanıması gerekir. Burada yine NATO, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin sorunun çözümü konusunda duyarlı veya bu temel düşünceye, Rusya ile görüşmelerde yer verilmesi, temel yaklaşım olarak kabul edilmesi sorunun kalıcı çözümü konusunda zorunludur."

Aslında bütün öğrencileri izleyin, sınıflara girin ve sorun, ülkemizi ne kadar seviyorsunuz? Ulusal konularda ne kadar heyecanla "….......... " devam ederler.  Aslında yani, ülkemi seviyorum demek için bir geçmişe ihtiyaç mı var? Aynı heyecan ve coşku devam eder aslında… Ancak kimi insanlar  yansıtır, kimi insanlar  yansıtmazlar. Benim sitemde neden çeşitli bölümlere yer verdim. Milli Güvenlik, Gelecek Bilimi, Türk Dünyası, Kuzey Kafkasya vb. başlıklara... Yaşadığımız koşullar, ülkemizin  yaşadığı, dünyamızın yaşadığı  çeşitli sorunlar, geleceğimiz? Ülkemizin vatandaşı olduğu kadar  bölgenin, dünyamızın da vatandaşıyım… Yani bu konulara da her zaman ilgi gösterdim. Ve herkesin yapabileceği bir şeyler var, ülkesi, dünyası için, değerleri için, yapabileceği, söyleyeceği değil… Söylemek de önemlidir  ama, doğru yerde, kendini saklamadan, özgürce, yürekli bir şekilde, seviyeli, düzeyli bir şekilde…

Bildiğim kadarıyla, ülkemizi kurtaranlar siper aramadılar, konuşmak, savaşmak için… Dünyanın başka yerlerinde değerler yaratanlar da… Ancak politize demek yanlış olur mu bilmem ama konudan çok siyasi görüş kavgaları içinde konunun  kaybolduğu bir çizgiden her zaman uzak kalmaya çalıştım. Kalıplaşmış düşünme biçimlerinin dışında, bilimsel, pragmatic, liberal, akılcı, insanın bütünselliği içinde konuları sınıflayarak dışlamak yerine, gerektiği kadar önem vermeyi tercih ederim. (Hiçbir siyasi etkinlik (milliyetçi-ulusalcı –sol süreçler vb.) içerisinde değilim.  Ayrıca genel tutum olarak da ipotek edilmiş oylara  güvenerek bir şey üretme gereği bile duymayan bir anlayış veya yaklaşımların  ülkemizi getirdiği  çizgi de bellidir. Buna bazen parti içi demokrasi olmadığı için diyorlar, bazen zaten falanca olmasa diğer olur gibi alternatifsizlik saçmalığı içerisinde yaratıcı olmayı ihtiyaç bile hissetmeyen, buna devletin de gücünü  arkasına alıp her türlü hatayı yapma kolaylığı isteyen, ve yine  buna da devleti sahiplenenlerin  ülkeyi bu yolla idare etmek (yönetmek değil) kolaycılığı eklenince ortaya çıkan durumun devam etmesine kendi adıma izin vermem. Bütün  bunları yazarken elbette ülkemizin sorunlarının çokluğu ve büyüklüğü ile ancak bunlar olabilmiş sonuçlarına ulaşamıyorum. 1930- 40’larda ülkemizin çeyreği olamayan pek çok ülkenin ekonomilerinin  ülkemizin ekonomisini  kaç defa katladığını nasıl açıklamalıyım? Benim bildiğim Atatürk bu soruları sormaya gerek bırakmazdı ve örnek gösterilen ülke olurdu. Atatürk’ü sahiplenenler de bence bu soruların tekrar sorulmasından rahatsızlık hissetmelidirler. Veya 1930’larda ülkemizin kurulduğu yıllarda bile aşmayı başardığı  ve sonradan sorun olan bölücü,  irticai, kominizm, ekonomik  vb. sorunların… bugün ve çok  yakın tarihte ülkemizi yeniden pençesine almasından kim rahatsızlık hissetmeli? Bence ülkemizin bu durumlara gelmesine neden olan her türlü sürecin sorumsuzluk ve çeşitli ilginç bahanelerle devlet koruması ile  devam etmesinden kim-ler rahatsızlık hissetmeli? Bu kadar olanlardan sonra paranoyak olmamak için  herkese güvenmeliyim. Doğru, ben istemesem de kiimii efendiler, istediklerini istedikleri gibi gösterebiliyorlar..! Bütün bunları görüp, izleyip, yaşadıktan sonra  Kurtuluş Savaşı ile bu ülkeyi kuran her vatandaşından, askerinden komutanlarına ve Atatürk’e kadar hepsine her geçen gün artan bir şekilde daha fazla saygı duyuyorum..!)


Ülkemizde yaşanan çeşitli sorunlarımızın olduğu bu dönemde, bazı konulardan da bahsetmek gerekmektedir. Bunlardan birisi, AB üyeliği  ve AB üyeliğinin ülkemiz için gerekli veya yararlı olduğundan kuşku duymadım ve her zaman desteklerim. Ancak ülkemizin birlik ve bütünlüğü ve geleceği için vazgeçemeyeceğimiz ve diğer Avrupa Birliği ülkelerinden istenmeyecek beklentilerin ülkemizden beklenmesini  kabul  etmemeliyiz. Bu konularda fazlaca detaya girmeyi gerekli görmüyorum. Paranoya üreten bir kuşkuculuk yerine bilimsel, akılcı, ülkemizin temel menfaatlerini göz ardı etmeyen bir tutumun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin insanların kendilerini ifade etmelerini engellemenin bir  anlamı yok ancak ülkemizin bütünlüğü ve esenliğini kısa ve uzun vadede  tartışılır hale getirecek her türlü tutum ve çabalara doğal olarak karşıyım. Örneğin, Fransa'nın Türkiye'ye özgü çıkardığı yasalar, gerçekten başka çözümleri de zorluyor... Örneğin, Türkiye'nin AB üyeliği, AB'ne mi yoksa Türkiye'ye mi daha faydalı olacaktır?
(.....Son günlerde bu konularda da veya çoğu zaman burada milletimize, devletimize ( politik ve güvenlik birlikte olarak) Nasrettin Hoca ve Timur'un fillerini defalarca hatırladım ve hatırlatmak istedim ve galiba.......)) Fransa halkından önce, Türkiye'de birtakım çevrelerin anlamaları daha önemlidir.


Başörtüsü tartışmaları,  ülkemizin temel sorunu haline   getirilmiştir. Ülkemizin üniter devlet yapısı, laik, demokratik hukuk  devleti niteliklerinin tartışılmasının veya değiştirilmesinin söz konusu olmayacağını ben de doğal olarak desteklerim. Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu tabloya nasıl geldiğini sanırım tartışmaya gerek yok. Ancak karşı çıkanlar dahil olmak üzere herkes, bulunduğumuz durumdan sorumludurlar... Çünkü bu ülkenin bir  vatandaşı olarak bugünlerde ve çeşitli şekillerde tartışılan ve sorun olarak gösterilen pek çok süreç veya oluşumun bugünlere gelirken Atatürkçü ve laik geçinenlerin ne yaptığını merak bile etmiyorum.  Üniversitelerde başörtüsünün (kıyafet serbestliği) serbest bırakılması, laik devlet sorunundan çok çağdaş, bilimsel üniversite ortamının oluşturulması  açısından önemlidir. İrtica veya siyasi simge tartışmaları ise, bu simgelerin nasıl bu düzeyde güç veya etki sahibi olması veya gerçekte bir amaç varsa  amaca  ulaşmada temel kaynakları tartışılmalıdır. İslamiyeti kimseye öğretmek gibi bir iddiada bulunmak istemem, ama yanılmadığım bir konu ise, İslamiyeti başörtüsüne indirgemek, bence İslamiyete gerçekten haksızlıktır ve İslamyetin değerleri, kavramları değil, başörtüsü islamiyetin sembolü haline getirilmiştir. Ülkeyi yönetmek ve toplum mühendisliği gibi bir çabaya girmiyorum, ancak ülkesinin bütünlüğü ve esenliği ve geleceği açısından üniversitelerde sınırlı olmak koşuluyla, başörtüsünü serbest bırakırdım. Ülkelerin ve insanların konjonktürel değişme ve gelişmelere bağlı olarak, kalıcı veya geçici birtakım değişiklik veya farklı tutum, davranış ve uygulamalara gitmeleri, temel çizgilerinden sapma olarak düşünülemez. Ülkemizin pekçok konuda olduğu gibi ve şu anda geldiği noktalar için bu cümleler çok uygundur. Ayrıca bu tutum ve davranışlar, Atatürk'ün davranış ve uygulamalarında sıkça görülen bir yöntem olduğunu bir öğretmen olarak söylersem yanlış olmayacaktır. Bu tutum va davranışları konusunda zaman zaman Atatürk'ün yöntem ve izlediği tutumu yeterince analiz etmek veya anlamak gayreti içerisinde olmayanların, kimi zaman Atatürkçü düşünce sistemini ve Atatürk'ü tabiri uygunsa küçük görmek gibi bir değerlendirmelerine neden olmaktadır. Ayrıca, ülkemizde inanç sahiplerinin inançlarını gereği gibi yaşamadıklarını söylemek gibi insafsızlığın, amaçlı olmadığını söylemek  mümkün değil? Ülke siyasi yönetiminin milletin kendisine verdiği büyük bir desteği  -kendilerinin- ve ülkenin menfaatine kullanmadıklarını düşünüyorum. Ülkemiz, gereksiz çeşitli gerginliklerin sıkıntısını, bu kadar sorunlar  içerisinde hak etmemektedir.

Din, Laiklik, Diyanet İşleri Başkanlığı tartışmalarının yaşandığı bugünlerde bence diyerek bu konuları irdelemek istiyorum. Ülkemizde sıkça ve çeşitli nedenlerle gündeme gelen, çeşitli dönemlerde değiştirilen din eğitimi de dahil olmak üzere bu konularda, ülkemizin içerisinde bulunduğu koşullar yeterince düşünülmeden veya düşünüldüğü halde farklı yaklaşım ve tutumlar sergilenmektedir. Bu konular politik kaygılarla da hiç rahatsızlık hissedilmeden sömürü malzemesi olarak kullanılmıştır, kullanılmaktadır. Kısaca, din ve eğitimi okullarda en başta olmak üzere, toplumumuzun yeterli olmayan eğitim düzeyini birlikte düşündüğümüzde, bunlara ek olarak küresel olarak yükselen ve İslamiyet üzerinde yapılan yanlış değerlendirmeler ve çeşitli oluşumlar, bu konunun geçmiş imparatorluk dönemi deneyimlerini de ekleyerek doğru karar vermemizi gerektiriyor. Ülkemizde din eğitiminin ve din işlerinin çeşitli tarikat veya çeşitli yaklaşımlarla ülkenin ve hatta İslam dininin aleyhine nasıl kullanıldığını hepimiz tarihsel ve güncel olarak çeşitli şekillerde gördük ve izledik. Ülkemizde farklı inanç sahipleri için elbette kendi inançları gereği eğitim ve ibadet imkanları sağlanmalı ancak bu durum, ülkemizin aleyhine her fırsatta düşmanlık yapmak isteyen güç odaklarına zemin yaratmamalıdır. Din Eğitimi tercih edilebilir bir konu olsaydı bile, ben şahsen çocuğuma din adı altında gelecekte yakın ve uzak çevresinden yanlı bilgilendirme ve yönlendirme olmaması için Din Dersini okumasını tercih ederdim. Yakın zaman içerisinde ve çeşitli şekillerde gençlerimiz üzerinde oynanan oyunları hepimiz izledik ve doğru sonuçlar çıkarmış olmalıyız. Ülkemizde yaşayan her eğitimcinin, çocuklarımız ve aile ilgisizliği konusunda söylemek isteyecekleri çok şeyleri olacaktır. Bunun dışında çok fazla detaya girmeden güncel yaşadığımız sorunlarımızı incelediğimizde farklı sonuçlara mı ulaşacağız. Çeşitli söylemlerle bir şeyler söylerken ve kararlar alırken, ülkemizin geleceğini de düşünmek zorunda olduğumuz unutmayalım. İnsanların hayatlarını yönlendiren ve milleti bir arada barış içerisinde yaşamasını sağlayan kurallar nelerdir dediğimiz zaman, Yasalar, Din ve Ahlak Kuralları, Örf ve Adetler, Çeşitli Mesleki Kurallar, Bilimsel Çeşitli Kurallar, Güvenlik Kuralları şeklinde kısaca sıralayabiliriz. Size göre ülkemizin bir vatandaşı olarak insanlarımızın hayatında bu kuralların hangileri ne kadar etkilidir veya eksikliğini hissediyoruz? Bu soruya, Din ve Ahlak kuralları var da bu suçlar neden işleniyor gibi bir soruyla cevap verilebilir mi? Bu savunduğum düşünce ve yaklaşımın laiklik açısından sorun olduğunu da düşünmüyorum veya laiklik kavramı kullanılarak her iki açıdan da ülkemizin aleyhine karar alınmasına karşıyım. Yani laiklik kavramı ve anlayışının gerekli olduğunu düşünürken, diğer taraftan Din Eğitimi ve Dinsel süreçlerinin etkisinin ve sonucunun ülkemizin aleyhine olmasına izin verilemez.
1. Din Eğitimi tercihe bırakılabilir.
2. Diyanet İşleri Başkanlığı Özerk olabilir olarak düşünürken, gerekli/önemli olduğunu ve kendi savunduğum bu yaklaşımın önemini görmezlikten gelmiyorum.


Ermenilerle yaşanan sorunla ilgili olarak kısaca şunu söylemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Sorunun çözümü öncelikle tarihçilere bırakılmalıdır. Tarihçilerden bilimsel anlamda alınmamış veya sonuca ulaştırılmamış bir konuda siyasi kararlar almak ve bu kararlar desteklemek doğru olmayacaktır. Ermeni veya Türk düşmanlığı anlayışı ile sonuca ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşen görevi yerine getirerek arşivleri yerli ve yabancı araştırmacılara açmış ve bu konuda çalışma yapmak isteyen araştırmacılar araştırma yapabilmektedirler. Dolayısıyla sürekli devam eden bu tartışma konusunda barışçı bir sonuca ulaşılmasını herkes ister ve hiçbir masum insanın zarar görmesini isteme(m)z. Bu Ermeni de olsa, Türk de olsa ... Tarihsel tartışmaların dışında, büyükelçilerimize yönelik ve Türk hedeflerine yönelik yapılan saldırıları da, ayrıca unutmadık ve doğru düşünmek, doğru kararlar almak önemlidir. Yapılacak her açıklama veya davranışın, ülkemiz için de bir haksızlığa neden olmaması gerekir. İnsanların düşüncelerindeki soru işaretleri sonuçlandıktan sonra yada bilimsel anlamda sonuçlandıktan sonra belki siyasi kararlar alınabilir veya bir yargılamaya gidilebilir. Ayrıca bu vb. konularda ülkemizin içinden ve dışından olmak üzere ülkemizin haksız yere güç duruma düşürülmesi, mahkum edilmesi KABUL EDİLEMEZ.

Ülkemizde yaşanan ve  son yıllarda tartışılan, çeşitli sorunlarımızdan  terör sorununun ve amacının, çeşitli boyutlarıyla da olsa, onaylanmasının söz konusu olamayacağını, şiddetle kınadığımı  belirtmeye gerek yok.

Dünya'nın bütün ülkeleri, örtülü ve açık tehditlere karşı çeşitli tepkiler gösterirler, açık ve gizli şekillerde ve bu süreçler, demokrasi vb. her türlü kavramların gerekliliği ve gerçekliği kadar gerekli ve gerçekliktir. Bahsettiğim bu konuların yansımaları, çoğu zaman asla bu ifade edilen şekilde değil, başka söylem, kavram veya isimlerle söyleriz, bahsederiz. Bu mücadelelerin sonuçları kamoyuna yansıdığında, kimi zaman kanunlar, demokrasi vb. kavram ve kurallara göre, mücadelenin doğasına uygun olmayan bir durumla değerlendirilir. Böyle bir durum elbette sıkıntı verici ve hatta aslında adil olmayan bir sonuç olsada, başta kabul edilmesi gereken bir gerekliliktir. Bilmediğimiz ve çoğu zaman farketmediğimiz bu süreçlerin doğasına uygun yasal veya yasal olmayan imkan, kabiliyet ve yarattığı menfaatler olabilir. Ancak bu koşullar, doğal olarak süreç içerisinde yer alan bu kişilerin kişilikleri ile ilişkili olarak yanlış sonuçlara neden olabilir. Zaman zaman yaşadığımız bu konularda objektif olmaya çalışmak, (elbette suç işleyenleri savunmak değil ...) gerçekten bir gerekliliktir ... Bu düşünceler, benim ülke sevgisimin bir sonucudur ve benim bu sevgime eşdeğer çabalara karşı bir vatandaşlık gereği kabul ederim.

Ancak ve aynı şekilde ülkemizin genellikle içerisinde bulunduğu güvenlik sorunlarının devlet, ülke menfaatleri gibi çeşitli başlıklar altında herkesin hayatını kullanmak, yönlendirmek veya çeşitli suçlar işlemek, ayrıca bu kadar açık-gizli her türlü imkanı kullanıp sonrada hiçbir sorumluluk almayan her çeşit (resmi-resmi olmayan) çevreleri şiddetle kınıyorum. Güvenlik vb. konularda bazen militarist denecek özellik göstersemde, böyle iğrençlikleri hoşgörü ile karşılayamam, yaşadığım ve izlediğim çeşitli olaylardan sonra ... Üzgünüm ... Ne yazık ki hala devam ediyor... Hep aynı nakarat, vatan, millet, sakarya kelimlerinin kullanıldığı ama bu kelimlerin içeriğinin boşaltıldığı, neredeyse bizi utandıran herşeyin tartışılabilidiğini de düşündüğümüzde,
bu çabaların, haksızlıkların, insanların hayatlarını haksızca yönlendirmelerin, kimlerin hangi amaçları için kullanıldıkları, ne işe yaradığını siz söyleyin? "Ama hatırladığım bir konu, birilerinin ne oldğunu da hatırlatıyor, Atatürk sürekli okuyor ve üretiyordu, düşünsel ve eylemsel olarak, bunlarsa sadece emir veriyor? Sizde adalet, bilim, kültür, insanlık vb. varsa millete de verirsiniz, ama sizde olmayanı BU MİLLETE nasıl verebilirsiniz ki, değil mi? Atatürkçülük de elbette ... Bana Atatürk ve Atatürkçülükten, vatan, millet, devlet sevgisinden birileri bahsetti mi, kuşkulanıyorum, hangi kişisel ve siyasi menfaatinden dolayı ..."


ABD, Türkiye’siz, Türkiye ABD’siz yapamaz düşüncesinin doğru olduğuna inanıyorum. Son yıllarda artan ve bölgede yaşanan kimi sorunlardan dolayı ABD’ne  tepki gösterilmesini yadırgamıyorum. Ancak Ortadoğuda ve bölgede sadece ABD nin olduğunu, başka hiçbir gücün olmadığını düşünmek saflığını ben kendi adıma doğru bulmuyorum. Ortadoğu'da menfaatleri olanlar veya Ortadoğu'da ortaya çıkacak çeşitli iyi veya kötü sonuçlardan kimler yararlanabilecek? Rusya veya AB nerede? Sanki dünyada hiç yoklar gibi düşünüyoruz. 30 dolara satılan petrolün 130  dolara çıkmasının kim-lere faydası var? ABD-Türkiye ilişkileri,  sorunları ve çözümleriyle  sürekli devam etmiştir ve devam etmelidir.
Şöyle düşünelim ve ABD’ni yok farzedelim; bölgede ve dünyada yaşanan oyunlar, mücadeleler nasıl devam edecek? Veya tartıştığımız her türlü sorunlar ve çözümler nasıl olurdu? Herkes barış ve huzur içerisinde yaşayıp giderdi olarak gerçekten düşünebiliyor musunuz? Ayrıca doğu-bloku yıkıldı, kör öldü sanki badem-gözlü (çok hafif bir deyim ancak daha uygun bir tanımlama aklıma gelmedi) oldu gibi garip bir takım tutumları hiç anlamadığım gibi, Rusya gibi yıllarca güvenlik alanındaki birikimi ve gücünü  görmezlikten gelmenin amacı nedir? Türk - Amerikan ilişkilerinin gelecekte daha da önemli hale geleceğinden eminim.


NATO, çok önemli uluslararası bir güvenlik organizasyonu, sahip olduğu ve yarattığı birikim, dünyanın geleceği ve geçmiş deneyimler, dünyada her zaman NATO organizayonuna ihtiyaç olduğunu göstermektedir. NATO çeşitli menfaat, gelişme ve olası gelecek tasarılarında tartışılan, tanımlama ve görev anlayışında değişikliklerden bahsedilse de, NATO her türlü küresel gelişmelerle, gerekliliğini gösterecektir ve göstermektedir. Ayrıca geçmiş yaşantımda ve hiçbir zaman NATO karşıtlığı yapmadım veya NATO'ya karşı çıkmadım. Ancak ülkemiz çeşitli güvenlik sorunları yaşadığında (örneğin, Kıbrıs Barış Harekatı dönemlerinde, ülkemiz NATO'ya her türlü desteği vermesine rağmen ve Yunanistan'ın NATO'dan çıkması gibi durumları da özellikle dikkate alarak, ülkemize (daha fazla) NATO desteği beklerdim gibi bir eleştiri veya serzenişte bulunmuştum... Hatta, Yunanistan'nın NATO'ya dönmesi konusunda Türkiye'nin onayı gerekmişti ve bir plan ve anlaşma ile bildiğim kadarıyla NATO'ya dönmüştü. Ülkemizin önüne her dönemde çeşitli bahanelerle çıkarılan çeşitli engelleri düşündüğüm zaman, siyasi, askeri hava ve deniz engellemeleri vb., o zaman ve şimdilerde pekçok konuda ülkemizin çok fazla tek yanlı ve haksız ödünler verdiği konusundaki düşüncelerimda haklı olduğumu düşünüyorum... Ve malesef bu pekçok alanda bu yanlış tutum devam ediyor olarak düşünüyorum.) daha fazla desteği hakediyoruz gibi düşündüğüm zamanlar olmuştur. Üstelik ülkemizin NATO içerisindeki güç ve misyonu ile karşılaştırılamaz iken... Bu günlerde dile getirilen bazı komutanlarımızın şu düşüncesinin , altını çizmemek, paylaşmamak mümkün değil, Varşova Paktı üyesi olsaydık daha kolay mı AB'li olurduk? Bu tartışma ve sorugulamaların amacı, NATO gibi bir güvenlik organizasyonunun önemini geçmiş ve gelecek bağlamında sorgulamak değil, ülkemizin karşılaştığı bir takım haksızlıkları vurgulamak içindir. (....... Son günlerde bu konularda da veya çoğu zaman burada milletimize, devletimize (politik ve güvenlik birlikte olarak) Nasrettin Hoca ve Timur'un fillerini defalarca hatırladım ve hatırlatmak istedim ve galiba .......)

Ülkemizin temel tartışma veya güç odakları olarak zaman zaman konuşulan  gelenekçi seçkinci tartışmalarını, mücadelelerinin de dışında kalmayı tercih ederim. Çünkü ülkemizin sorunları ve geldiğimiz pek çok açmaz da etkileri olan bu süreçlerin  tutum ve çabalarını tartışmaya gerek yoktur.  Aslında ben bazen Atatürk gibi düşündüğümü hissediyorum. Temel amacımız,  ülkemizin yüzyıla yaklaşan geçmişiyle (... - Orta Asya'dan başlayan kültürel ve çeşitli biçimleriyle kaç bin yıllık birikimimiz, insanlığın yaşadığı ve yarattığı deneyim ve sonuçlarla birlikte...) yeni yüzyıl-binyılın  başlangıcında  bulunduğumuz sorunlar ve çözüm imkanlarıyla geleceğimiz nasıl olacaktır, olmalıdır sorularına doğru çözümler ve hedefler üretmek olmalıdır…


Politik gözlüklerle yaşayan, politik gözlüklerle değerlendirmeler yapan ve hayatına yön veren birisi hiç değilim. Özgün, akılcı, bilimsel, pragmatik, yaratıcı, proakif vb. her türlü ülke ve dünya sorunlarının çözümüne katkı yapacağına inandığım her türlü düşüncenin kaynağına bakmadan, sağ-sol veya hangi süreçte yer alırsa alsın değer veririm. Önyargılı bir şekilde hiçbir partinin düşüncelerine tavır almanın doğru olmadığını, zaten akılcı, çağdaş, bilimsel, tutarlı ve gerçekçi bir tutumla da bağdaşmayacağını herkes kolaylıkla kabul edecektir. Ancak herkes gibi benim de politik düşünsel bir genel çizgimin olması da doğaldır. Ancak ve özellikle Atatürk, din, vatan, millet, bayrak vb. temel kavramları sömüren ucuz politika anlayışlarına hiçbir zaman taviz vermedim ve vermeyeceğim. Ülkemizde birşey üretmeyen, sığlık içerisinde kaybolmuş herkesin, özellikle de milletimize karşı inandırıcılığını kaybeden herkesin sarıldığı ve sömürdüğü değerlerden vazgeçemem ama bunların kullanılarak benim politik düşüncelerimi etkilemelerine izin vermem. Ülkemizde neredeyse, günlük yaşantılarımıza kadar seviyesiz, ucuz, düzeysiz politik ayak oyunları ve menfaatlerle hayatımızı yönlendirmek isteyenlere hiç ödün vermedim ve ödün vermeyeceğim. Ayrıca ülkemizde TSK karşıtlığı vb. politik ucuz yöntemlerle de insanlarımızın oylarını etkileme yönünde düşünceler olsa da, artık insanlarımızın bu konuda yeterli kamuoyu tartışmlarıyla bilinçlendiklerini düşünüyorum. Bu konularda üstüme vazife mi-değil mi demeden inandığım bir düşüncemi de paylaşmak isterim. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, ülkemizdeki konumu ve gücü nedeniyle ilgi odağı olduğunu herkes gibi ben de biliyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne her konuda demeç vermek gibi bir beklenti yüklemek, içsel politik konularda yine TSK'yı kullanmaya çalışmanın sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum. TSK, -ülkemizi tehdit eden iç ve dış tehditlere karşı olan süreçleri dışında tutarak- bazen günlük politik bir sürecin parçası gibi komik, düzeysiz bir şekilde amacı dışına sürüklendiğini, sürüklenmeye çalışıldığını düşünüyorum. TSK'ya yapılan saldırılara doğal olarak cevap verecektir ancak sanki saldırılar politik amaçlarla yönlendiriliyor gibi imajlar oluşmaya başladı. Ülkemizde bu karmaşık ortamda birşeylerin dışında kalmaya çalışmanın güç olduğunun da farkındayım ancak dışında kalmak zorunluluktur. Atatürk bu konularda düşüncelerini tartışmaya gerek bırakmayacak şekilde göstermiştir. Ben ülkemin geleceğini sığ, düzeysiz, yersiz ucuz tartışmalardan geçmediğini biliyorum. Ancak zaten var olan ülkemizdeki her türlü kuruluşu etkileyen yozlaşma, rüşvet, yolsuzluk, kurumsallaşmış ve amacı dışına çıkmış kurumsal milliyetçilik ve bireysel amaçlarla kullanmak, kendini herşeyin üstünde gören asla kendini sorgulama gereği duymayan, ülkesinin ve kurumunun geleceğinden çok kendini düşünen kişi ve kişilerden oluşmuş ve yönetilmiş kurumların ülkemizi nereye getirdiği ve kurumları nasıl etkilediğini, ısrarla bu vb. konularda duyarsız kalmanın daha ciddi sorun olduğunu -yeterince- millet olarak, gördük, görüyoruz ve biliyoruz. Geçmişte yaşadıklarımızdan ders alabiliyorsak ve gelecek için sonuç çıkarabiliyorsak tarih tekrar etmeyecektir. Biliyorsunuz başka politikacılar, komutanlar, bürokratlar, yok olmuş kuruluşlar yerine daha modern kuruluşlar ve sistemler vb. her zaman bulunabilir, ama başka Türkiye yok...!

12 EYLÜL 1980... Meşhur 12 Eylül konusunda da birkaç şey söylenmeden edilemez denir ya... Kıbrıs Barış Harekatı ertesi yıllar ve askeri ambargo, iç ve dış baskı ve sorunların olduğu dönemlerden bahsediyoruz. Kaç bin kişinin terör yüzünden öldüğü yıllardan... Çeşitli ürünler için kuyruğa girildiği, enflasyonun hızla ve korkunç bir şekilde arttığı, cumhurbaşkanımızın 45. tura rağmen seçilemediği yıllar... Bu dönemden bahsederken herkesin hemen askeri yönetimi suçladığı ifadeler... 12 Eylül Anayasa'sını küçümseyici vb. ifadeler... Bu kadar iç ve dış sorunları ordu yarattı derseniz, bence buna kargalar bile güler denir ya ... Bu dönemleri yaşayıp, okuyup nasıl oluyor da o dönem siyaset sürecinin ülkemizin sorunlarını aslında çözeceğini vb. ifadeler kolaylıkla söylenebiliyor, anlamıyorum. 12 Eylül olmasaydı, ne olacaktı? İfade edilen çok kötü sürecin engellenmesi kesinlike gerekiyordu ve engellendi. Bu bir gerçek... Bu sürec içerisinde sağ-sol, alevi-sünni, çeşitli ekonomik dış baskılar, devam eden çeşitli dış sorunlar, enflasyon ve ekonomik kaos, aslında bunların dışında bence altını çizebileceğimiz bugünkü doğu ve güneydoğuda yaşanan bölücü terörizmin de ciddi bir şekilde engellendiğini söylemek yanlış olmayacak pekçok konuda ülkemiz nefes almıştır, sorunlarımız engellenmiştir. Herkes 12 Eylül'ü eleştirirken, ben pekçok nedenle övüyorum ve övmeye devam edeceğim. 12 Eylül anayasasını, Sn. Kenan EVREN bile gerekiyorsa değiştirilebilir gibi ifadeler kullanırken, hem bütün partiler şikayet ediyor, hem değiştirmiyor... Böyle komik bir şey olmaz... Bütün partiler veya çeşitli insanlar şikayet ediyorsa, herkesin anlaşabileceği bir anayasal kurallar bütünü olamaz mı? Amaç üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi? "Herkes" kendince ülke yönetimini (şeklini) değiştirmek için bir fırsat gördüğü 12 Eylül öncesi dönemi, dış tehditlerin devletimizi zayılatarak yıkmak istedikleri bu süreci, 12 Eylül 1980 harekatı engellemesine rağmen 12 Eylül sürecini suçluyor. 12 Eylül'ü eleştiren herkesi bu kategoriye sokmuyurum. Ve ülkemizin çeşitli iç-dış kimi sorunları yüzünden ülkemize özgü cümleleri pekçok konuda doğru bulmamak mümkün değil, ordumuzun önemini, her ülkeden daha fazla bilmek zorunda olduğumuzu biliyorum. Dünyanın en başarı silahlı kuvvetlerinin birisidir, silahlı kuvvetlerimiz... Kişisel olarak ben, ordumuzu -askeri konuları- gerçekten çok seven (ilgi alanlarımın başında yer alabilecek) düzeyde ordumuzu her konuda seven bir insan(dım)ım. Ve gerçeken askeri çeşitli nedenlerle (12 Eylül'ün gerçekleştirilme nedenleri arasında sayılmayacak özel nedenlerle dersem yanlış olmayacak) açık ve gizli şekilde, neden veya sonuç olarak, çok sıkıntılar çektim. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya kimi mensuplarının çeşitli nedenlerle konumlarını, ülkenin içerisindeki etkinliklerini, kendilerine gösterilen ilgiyi çeşitli şekillerde istedikleri gibi kullanmadıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Kimi zaman ben de çok ciddi şekilde eleştirilmesi gereken konular olduğunu biiyorum. Bunların bir kısmı, ülkemize özgü yozlaşmanın sonuçlarıdır. Çok daha önemlisi, bu durum, bireysel ve kurumsal menfaat kavramı, bazen öyle bir hale gelebiliyor ki, ülkenin, Atatürk ve Atatürkçü düşünce sisteminin, stratejik amaç ve hedeflerinin aleyhine kullanılmasına neden olabiliyor. Ülkemizin kalitesiz politik ortamı, ülkenin çeşitli güvenlik sorunları da böyle bir konuda kötü bir etkendir. Atatürk'ün bile kendisinin eleştirilmesinde bir sakınca görmemesini düşündüğüm zaman, eleştirilemeyen kurumlar, ülkemizde olmamalıdır. Ancak politik kazanımlar için ve çeşitli tehditlere alet olup kurumlarımızı yıpratmanın da karşısındayım. Ayrıca ülkemizde olan her sorun ve konunun, sadece politikacılarla açıklanmasını, bu ülkeden her fırsatta sorumlu hissettiklerini söyleyenlerin sorumluluk, etkinlik ve ülkemizdeki güçleri ile bağdaşmadığını ben dahil herkes biliyor. Ancak elbette politik sürecin görev ve sorumlulukları açısından bu eleştiri, ülkemizin politik süreci için bir mazeret olmamalıdır. Aklın ve bilimin yanlışlamadığı, doğrulamadığı bir sürecin güvenirliğini ben şahsen kabul edemem. Bu sitede (aslında hiçbir yerde), hiçbir kuruluşun-kişinin- özellikle lehine veya aleyhine bir çaba içerisinde olmayacağım için, detay tartışmalarının da yararlı olmadığını bildiğim için gerekli görmüyorum. Bu paragrafta yer alan doğru ve yanlışlar (övgü ve yergi değil) hiçbir şekilde çelişmiyor, çelişkili pek çok konuyu tek bir doğru gibi milletimize yutturmaya çalışanlarla aynı olmamaya özen gösteriyorum. Atatürk'ün "gerçekleri konuşmaktan çekinmeyiniz" sözlerinin bu konularda ne kadar gerekli olduğunu siz de kabul edersiniz herhalde, bahsettiğimiz ülkemizin geleceği, ülkemiz bir gitti 800.000 km2 indi, tekrar giderse .... olarak düşünmek istemiyorum. "Başka Türkiye yok" diyorum ama kimi tehditler ve düşmanlar, gösteriyorlar, uyumamak gerekir. Ne dersiniz? Kişisel sorunlar ile ülke menfaatlerini ayırmam gerektiğini, hiç merak etmeyin, biliyorum. 12 Eylül sürecini desteklemekle, darbecilik mantığını ben aynı görmüyorum.

"
12 Eylülün yarglanması isteğine ilişkin (26.06.2009);
12 eylül dönemini sanki mutlaka suçlu çıkarmak gibi bir tavır, çaba gerçekten sizce de hissedilmiyor mu... ülkemizin içerisinde bulunduğu iç-dış tehditler ile yaşanan o kadar kaosu, sağ-sol, bölücülük, irtica, mezhep çatışmaları, ekonomik talan, yüksek enflasyon, eğitim dünyasını siyasi militan yetiştirme yeri haline getirmek vb. hepsini TSK iktidara gelmek 12 eylül sonrası durumu benimsetmek için yaptı yani, müthiş yorum ... 12 Eylül harekatı sırasında elbette haksızlığa uğrayan insanlar olmuştur. Benim de yargılanmasını isteyeceğim kişiler olabilir. TSK içerisinde yetki ve görevlerini bireysel ve kötü amaçlarla kullananlar olmuştur. Benim de kızdığım ve kabul edemediğim konular elbette var. Ama 12 Eylülü bütünsel olarak eleştirmek,TSK'yı  eleştirmek, saldırmak,TSK üzerinden prim yapmak gibi ucuz yöntemler kabul edilemez. Kişisel, kurumsal, ulusal, politik  vb. çıkarları lütfen karıştırmayalım. Sayın Kenan Evren, ulusuna güvendiğini, ulusu referandum sonucunda yargılanmasını isterse, yargılanmaya gerek bırakmayacağını onurlu bir şekilde  söyledi ve unutmayın ulusun referandumu ile % 90 lı sonuçlar almıştı ve yine referandum talebi, en akılcı cevap olmuştur ve bu cevabından dolayı bir vatandaş olarak kutlarım. O günkü koşullar bunlardı ve gereğinin, görevimi, inandığım çözümü uyguladım ve yaptıklarımı kaç yıl sonra bile olsa savunuyorum demek istedi. Sorumlu bir devlet adamı gibi sonuçlarına da hazırım ancak takdir milletimin olmalıdır, çünkü milletim için yaptım diyor. Bir başka konu, askeri müdahaleleri savunmak kötü, demokrasi vb. tartışmalarla baskı kurulmaya çalışılıyor. Askeri yönetimlere muhtaç olmanın hoş bir tarafı elbette yok, demokrasi ve demokratik koşullar varken darbe sürecini kimse tercih etmez, ben de dahil ..! Demokrasiyi savunan pek çok ülke, savaşın çok kötü bir süreç olduğunu bilen, söyleyen, her fırsatta vurglayan kişi, kuruluş, şu veya bu şekilde insanlığın asla kabul etmek istemediği savaşlara ya katılıyorlar, destekliyorlar ya da … Bu mutlaka savaştar olmak mıdır? Hayatının yüzde kaçında savaşmak zorunda kalan ve başarılı olan mareşal olan, cephede geçen Atatürk, savaştar birisi midir? Tam tersi, savaşların ne kadar yıkıcı olduğunu Atatürk'ten fazla hangimiz bilebilir? Ama o kadar savaş ve mücadeleden sonra gerekseydi yine savaşırdı, değil mi? Yoksa bu konuda bir kuşkunuz olabilir mi?
...
Ülkemizin menfaatleri ve var olma mücadelesinin nereden geçtiğini …
...............................
Ve günümüz darbe tartışmaları için ise;
Çeşitli şekillerde yapılan ve adalete yansımış konularla ilgili bir değerlendirme olarak değil ancak ve genel olarak,
elbette her iktidarın karşıtları olabileceği gibi mevcut hükümeti de istemeyen, her iktidarın karşıtlığı kavramından daha fazla anlam taşıyan tepki, tutum ve davranışların olabileceği sonucuna hepimiz çok fazla tartışmadan ulaşabiliriz. Ülkemizin ve devletimizin geleneksel yapısında bu özelliklerin olduğunu, bu özelliklerin etkinlik düzeyinin ise daha da önemli olduğunu belirtmek gerekir.
Her zaman söylediğim bir konuyu burada da belirtme gereği duyuyorum. Her zaman ve her yerde özel-genel herşeye açık-gizli müdahale edebilecek -eden- yetkileri, güçleri olanların ve ülkenin herşeyini kontrol edenlerin, herhangi bir hükümete veya iktidara tepki gösterirken bu yetki ve güçlerini zamanında hangi amaçlarla kullandıklarının sorulması gerekir. Ülkemiz sorunlarını, artık darbe vb. yöntemlerle çözemez. Ülkenin geleceği konusunda hergün çalışan ve düşünenlerin, olası gelecek sorun ve çözümlerinde yetki ve güç değil, akıl ve bilim yöntemlerinin davranışlarında hakim olduğunun görülmesi gerekir. Atatürk ve Atatürkçülük kavramlarını, örneğin bu yazdıklarıma göre herkes kendine göre Atatürkçüdür deniyorsa, ben de şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Sizin Atatürkçülüğünüzü yıllarca hepimiz millet olarak gördük ve yaşadık. Örneğin, ülkemizin kuruluş yıllarında sorun olan ve çözülen bölücülük, irtica, aşırı milliyetçilik ve sol kavramlar, eğitim sorunları, ekonomik sorunlar ve talan anlayışı vb. son yıllarda ülkemizin varlığını tehdit edecek düzeyde sorun oldu çözümlendiklerini son yıllarda ise nasıl çözümlendiklerini -çözümlendiler mi- hepimiz gördük. Yine bu tehdit sıralamaları, kendileri tarafından tehdit olarak algılandığının ifaede edilmesi ve yaşanan çeşitli olaylara göre sıralanmıştır. Ve çok ilginçtir, ülkemizde hiçbir devlet görevlisi ve iktidar istenmedği zaman, görev yapamazken bu kadar hatalar ve yanlışlar yıllarca nasıl başarılı olmuş. Kim kime soru soruyor? Bence bu millet yeterince soru soramadı, millet adına soranların da bireysel, politik vb. kaygılar içinde olduklarını bu millet çok açık bir şekilde görmüştür.
Herkesin demokrasiye ve demokratik yaşama saygılı olmayı öğrenmesi gerekir ve hala günümüzde 21. yüzyılın başında darbeler vb. yöntemlerle ülkeleri yönetmenin bir gücün mü yoksa acizliğin mi sonucu olduğunu belirtmeye gerek var mı? Ve ben bu senaryoyu şuna çok benzetiyorum veya ben de çağrışım yaptı; birileri seçimle ve çoğunlukla sürekli iktidara geliyor, birileri deviriyor ve devirenler zaman içerisinde inandırıcılıklarını yitiriyor ve her zaman yönlendirdikleri millet bu defa kendilerini ... halk ayaklanması, harekatı, devrimi gibi olan bu durumdan sonra bilmem ne cumhuriyet ortaya çıkıyor ve kendilerini dev aynasında görenler, aklı ve bilimi temsil ettiklerini söyleyenler, zaman içerisinde eylemsel düşünürün, aklın ve bilimin dışında kaldıklarını anladıklarında ise ... Bu sürec dünyada yaşanan kalsik bir sürec midir yoksa ben mi ..? Atatürk, Atatürkçülük önceden tasarlanarak ortaya çıkmadı, o dönemlerin, sorunların ve çözümlerin doğru bir kişinin zeka, yetenek, nitelikleri ile birlikte bir ulusun ... sonucu ortaya çıktı. Atatürk'ün şu sözleri çok anlamlı olmuştur, bir ulusun inancı ile birlikte savaş meydanlarında aklın ve bilimin prensiplerini kullanarak kazanılmış zaferler olduğunu "Kurtuluş Savaşı"nının özeti olarak ... ve 21. yüzyılın, bin yılın başında pekçok alandaki savaşlar ve mücadelelerde ise ...
Değişik paragraflarda da belirttiğim gibi, her canı sıkılanın ve her isteyenin keyfine göre ülke ile oynanamaz ve seviyenizin de göstergesi olarak bizi oynatabilir, hayatımıza açık-gizli müdahale edebilir, sorunlar yaratarak sıkıntı ve tehditler oluşturabilir, cezalandırabilir, bizi istediğiniz ve menfaatlerinize göre biçim vermiş olabilirisiniz. Ancak benim saygı duyduğum isanlar, bu yazdıklarıma sert tepki göstermek ve k..... etmek yerine anlamak ve çözüm üretmek niteliğinde insanlar. Galiba gerçek sorunda burada başlıyor. Anlama, analiz etmek ve çözüm üretmek mi, gülüp geçiyorsak ... Sizde bu ense, bende bu tokat misali yani, bu millete üzülürüm.
Ve şunu kesinlikle -ve özellikle ülkeden kendini sorumlu hissedenlerin- artık öğrenmesi veya anlaması gerekir: Bu günün sorunları dünün hataları, tembellikleri, kişisel menfaatleri içinde kaybolmuş kişilerin sorumsuzlukları ve gerçek sorunların çözülmemesi vb. Elbette birşeyler yapanların olduğunu biliyoruz ancak devletin -resmi ve sivil kuruluşları ayırmadan- içinde işlerin nasıl yürüdüğünü hepimiz biliyoruz. Bir kaç kişinin çabası ... Zaten her konuda çözüm yöntemi olarak darbe vb. çözümlerin sıkça kullanılmış olması da -kullanmak mecburiyetinde kalmak da- ... Atatürkçülükle açıklanamayacak ama ısrarcı bir şekilde Atatürkçülük anlayış imajını kullanma zorunluluğu hissetmenin samimiyetsizliği, ciddiyetsizliği; bunları yazarken de acaba kimleri kızdırıp hışmına uğramak zorunda kalabilirim endişesinin hakim olması insanda ... ve yaşadıklarımız herşeyi açıklıyor. Atatürk şarkıları söylemek değil, üretilen çözüm ve çözüm yöntemlerinde Atatürkçü anlayış önemlidir.
Sizce ben Atatürkçü değilim galiba? Zaten kimin ne olduğu değil, ülkenin sorunları ve çözümleri önemli ve ben hep sizin önemli olduğunuzu, siz olmazsanız diye başlayan uzun uzun cümlelerinizi duyarken hep aklıma Atatürk'ün "Ordu yok dediler, kurulur dedi" ile başlayan ve ispat ettiği bu mükemmel cümleler geliyor ... Zaten sonuç olarak ülkenin ve vatanın içinde bulunduğu durum, verilen önemi yani kime daha çok değer verildiğini gösteriyor, yani çok fazla ...... gerek yok. Atatürk'ün en büyük özelliklerinden birisi, galiba ufkunun ötesini görmesi, görmesinden çok gerekli tedbirleri alması ile öne çıkmıştır. Eylemsel düşünür olan birisinin mirasına sahip çıkmak, eh biraz da bu kavramları anlamaktan ve kavramaktan geçiyor galiba ...
Ve son not:
Askerler de sivil mahkemelerde yargılanmalıdır. Sivil yasalarda suç sayılabilecek davranışlar, askeri yargıda aynı şekilde görülemeyebileceğini, askeri bir anlayışla değerlendirileceğini hepimiz biliyoyoruz. Sivil insanları, yaşantıyı ilgilendiren her hukuk konusuna sadece sivil mahkelemer bakmalıdır."

Ayrıca çok söylenen bol soslu, ucuz, basit, düzeysiz ve tamamen bireysel ve politik sömürü amacı taşıyan milliyetçilik tartışmalarının da tamamen dışında kalmayı büyük bir özenle belirtmek isterim. Milliyetçilik de, yozlaşan her kavram gibi yozlaşmış, birinci sınıf sömürü kaynağı haline getirilmiştir. İster Atatürk Milliyetçiliği, ister ayrıştırarak Türk milliyetçiliği... Ülkemizin ve Atatürkçülüğün durumunu da söylemeye gerek yok, aklı ve bilimi rehber etmiş ama ülkemizde yaşanan her
şeyde akılcılık ve bilimsel yaklaşım eksikliği olduğunu kabul ediyoruz. Sorunları doğru şekilde tespit etmek ve kabul etmek, sorunları bir anlamda çözmek demektir. Ben Atatürk ve ülkemi seviyorum cümlelerini bol bol kullanmaktan çok, bu değerler ve kavramlar için çalışmak daha önemlidir olarak düşünüyorum. "Ülkesini en çok seven, görevini en iyi yapandır." Ayrıca Orta Asya'daki ve diğer anlamıyla Türkleri abartılı seviyorum demek yerine bu söylediğin değerler için ne yaptın kendi hayatından, kendinden özveride bulunarak sorularına cevap veremeyenleri ciddiye bile almamak gerekir. Bu konuları her yerde ve her zaman tıpkı din gibi sömürmek isteyenler olacaktır. (Gerçekten bu değerler ve kavramlara değer veren insanları incitmek amacında değilim ve eminim bu konulardaki çabaları ve değerleri yozlaştıranlardan rahatsızlık hissetmektedirler, bu insanlar...) Sana ve sana ait değerlere saygı duymayanların iyi niyet, güzel değer ve hedeflerini ciddiye bile almamayı çok iyi öğrendim...
Bunlar, daha çok güzel hedeflerden bol bol bahseden ucuz menfaatçiler, diktatörler, suçlular gibidirler. Ayrıca bu vb. konularda kimseden ders almaya ihtiyacım olduğuna inanmıyorum. Ne yazık ki hala beni milliyetçi bir parti ile eşdeğer görmek ve sadece sömürmek isteyenleri, hayretler içerisinde izliyorum. Ayrıca hayatınızda yaşadığınız her türlü haksızlığı yine aynı bol soslu, ucuz, basit, düzeysiz ve tamamen bireysel ve politik sömürü amacı taşıyan milliyetçilik tanımlamaları ile örtülmeye çalışılması ve hayatınızın haksız yere kullanılması için milliyetçilik kelimesinin kullanılması, milliyetçiliğin ahlaksızıkla eşdeğer hale getirilmesinin bir başka kanıtıdır.


Kendimi herhangi siyasi bir sürecin içinde mi tanımlamalıyım? Milliyetçi, ülkücü, dinci, solcu, şucu, bucu değilim veya kesinlikle hayır ...
Ayrıca benim adıma beni siyasi niteleme, siyasi etiketler yapıştırma gayretlerini ise kınamaya bile değmez. Ayrıca bu vb. çevrelerin çok bildik güvenlik destekli seviyesizliklerinden bir de, örneğin insanı ülke sevgisi konusunda yetersiz veya sevgisiz gösterip, kendini ispat etmek için şunu yaz, bunu söyle diyecek kadar ahlaksız, seviyesiz, düzeysiz pislikler olduğunu söylemeye gerek yok. Örneğin, Ermenilerle ilgili bir şey yazdığında hatanı düzelttin, kendini affettirdin gibi tahrikler, kendilerini onur ve şereften yoksun, korkakça ülke savunmasının en güzel örneklerini sergilediklerini rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Hatta seni zorunlu milliyetçi yapıyorlar veya bu siyasi terimleri kamuflaj olarak kullanıyorlar. Bu çevreler bu ülkenin sahibi ve sen kendini neredeyse hizmetçi ve üçüncü sınıf vatandaşı gibi hissediyorsun. Ne yaparsan yap, bunların desteği ile yapmışsın da, sanki sen bir hiçsin, bunlar her şey ... PKK'nın Türk Ordusunun Diyarbakır cezaevlerindeki işkencesi sonrasında kurulduğu gibi benim da en başta kabul etmediğim bir düşünceyi haklı çıkartırcasına iğrenç yöntem ve tekniklerle psikolojik operasyon yapıyorlar. Dış güçlerin ülkemizi yıkmak için kullandıkları maşalar gibiler ve ne acı ki, ülkemiz için mücadele ettiklerini söylüyorlar ... Bu çevreler küresel çeşitli elektronik tespit ve yöntemlerini ve neler yapabileceklerini de ("-kazanımlarını da-" sömürmek dahil olmak üzere) çeşitli nedenlerle herkesten fazla bildikleri için, kendilerini saklayarak (korkakça ve ahlaksızca) senin hayatından ucuz kahramanlıklar yapmayı çok severler. Anlamadığım şey ise, bunları bu davranışlarından dolayı okşayanların bunlardan farkları neler? Veya ülkemiz böyle korkakların savunması nedeniyle mi bu günlere geldi, bu duruma düştü acaba? Ne dersiniz? Ayrıca dikkatinizi çekerim, son yıllar içerisinde ülkemizin yaşadığı her türlü korkunç yolsuzluk, sağ-sol, bölücülük, içsel ve dışsal hiçbir tehdit tarafından bunlar ciddiye alınmayınca, hissettikleri psikolojik baskı ve açmazlarını bu şekilde telafi ediyorlar herhalde ... Bunlar geçmişte "30-40" yıldır tartışılan çeşitli sivil-resmi çevrelerin maşası özelliği taşıması da kuvvetle muhtemel, çünkü bu kadar uzun erimli bir ülke görevi verilse bunlara, bu görevi verenlere herhalde küfrederler ama sağlanan menfaatler bu kadar mı basitleştiriyor bunları ve menfaatleri sağlayanları ... Ama pardon, bunları basitleştirmek de ne demek, basit ve diğer tanımlar, genel özellikleri, ispata gerek var mı? Pardon, sıkıştıkları zaman da bana iyilik yapıyorlarmış ... "Çevir kazı yanmasın" deyimini hatırlatırcasına ... Ayrıca, kendi insanına bunları yaşatanları, bu korkunç duyguları yaşatanları, kınamak yetmez, terör gibi lanetlemek gerekir çünkü yaptıklarının ne kadar farkları var terörle. Tespit edilemeyecek sistemler değil ve açıkça ve otamatik çalıştırdıklrı sistemleri var. Ne özel yaşantı, ne genel yaşantı ... İspat et çıkışları da, ne olduklarını yeterince gösteriyor. Ve bu iğrenç çevreleri izleyince hangi vizyon diyesi geliyor insanın ... Ve daha ilginci, kendileri site kururarak yayın yapmıyorlar, çünkü bu çevreleri kimse ciddiye almıyor veya hani uzak durulması gereken ... veya korkuyorlar ... Size göre, bu kadar güçlü, bu kadar basit ve seviyesiz ve iğrenç bu çevreler ne olabilir? Bu (-kadar uzun erimli-) yanlışları -kendilerine göre doğruları- yapanlar, ne yazık ki, ülke sevgisi ise böbürlenerek biz yaptık demeleri gerekmez mi? Yoksa örtülü olarak mı, işlerine gelen kısımları mı kabul ediyorlar? ... Bazen ülkemizin geleceği konusunda endişeye kapılıyorum ... Gelin isterseniz bütün bunları, birkaç duruma -kitabına uydurmak denir galiba- uygun psikolojik terim veya tanımla örtelim? Nede olsa, güçlü devlet içerisindeki zavallıları korumak birinci görevimiz, ülkemizi ve milletimizi değil, yoksa bu kadar sevdiğimiz ve uğruna herşeyi yapabiliriz dediğimiz ülkemizin ve milletimizin içinde bulunduğu durumu nasıl açıklayabiliyoruz, açıklayabiliyor musunuz? Son olarak ve aynen; Milliyetçi, ülkücü, dinci, solcu, şucu, bucu değilim veya kesinlikle hayır ... Bütün bunları yapanlar isterlerse Atatürkçü, Ülkücü, Milliyetçi, Dinci, Solcu, (-ister asker, polis, istihbaratçı olsun-) şucu, bucu olsun, bunlarla aynı düşüncede olmak utanç verici, tiksinti vericidir. Üstelik aslında belirtilmesi gerekenler bunlarla sınırlı da değil, çok daha fazlası da ... Ve kendimi kullandırarak bu milletin kandırılmasına izin veremem, gerekirse siteyi yayınlamaktan vazgeçerim. Benim sitem, ekonomik, yaşantı ve diğer ... üzerinde bu kadar basitleşenlerin savunduğu değerlerinin ne olabileceğini ... Yazılanlarda çelişki vb. arayanların, herşeyi istedikleri düzenleyip, sonuçları konusunda sorumluluk almayanlar veya yaptıklarını ve yaptıklarının sonuçlarını düşünme gereği düşünme ihtiyacı hissetmeyen yetki ve güç sarhoşluğu içerisinde kaybolmuş zavallılar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Sitede hiçbir ülke, devlet, kişi, siyasi ve farklı bir sürecin özel bir şekilde aleyhine çaba veya düşmanlık yapılması amacı kesinlikle söz konusu değildir ve olmayacaktır. Veya hiç kimseye, kuruluşa, zümreye, ulusa özel bir gayret ve çabayla tabiri uygunsa yaranmak gibi veya karşıtlık-husumet gibi özel bir bir amaç taşınmamaktadır. Her övgü ve yergiden amacı dışında farklı sonuçlar çıkaranların çıkardıkları sonuçlar, kendilerine aittir.


Sitede yapılan her türlü çalışma ve çabalar, ülkemizin ilgili yasaları çerçevesinde devam edeceğinden, aksi bir durum tespit edildiğinde, ilgili iletişim adresinden uyarı yapılmasını beklerim.


Atatürk ve Atatürkçülük hakkında düşüncelerimin ise merak edilmeye gerek kalmadığını ümit ediyorum. Durumu kurtarmak veya hani kimi partilere göz kırpar bir davranışa da girmeden, buna Atatürkçü geçinen kimi çevreler da dahil olmak üzere, Atatürkçüyüm. Ülkesinde herkesi bir düşünür gibi yetiştirmek isteyen Atatürk, ben bir düşünür gibi öğretmen olsaydım, benden nasıl bir Atatürkçü olmamı isterdi? Düşünür kelimesinin anlamını kavrayanlara göre bu Atatürkçülüğün ne olacağını gerçekten merak ediyorum? 21. yüzyıl veya yeni bin yılın başında geleceğin neler getireceği hakkında nasıl öngörüde bulunabiliriz? Okuduğum bir haberde, geçtiğimiz yüzyılın başında yapılan nitelikli bir öngörü toplantısında, yüzylın sonudaki gelişmeleri bırakın, yüzyılın yarısındaki gelişmeleri tahmin edemedikleri yer alıyordu. Sizce, yüzyılın değişimini yaratan ana unsur(lar) nedir? Sizce biz ülkemizde neleri tartışıyoruz? Veya babasının elini bırakamayan çocukların korkuları gibi korkarak, yeni şeylerin nasıl düşünülebileceğini merak ediyorum? Atatürk, bunun tam terisini, böyle bir alanda bir yetişkin gibi davrandı, bugün yarını konuşanların sıkıştıkları açmazlar ise, babalarının elini bırakamayan çocuklar gibi olmalarıdır? Çocuklar açısından doğal ve masum çocukca, ama bahsedilenler için ise utanç verici ... Ama hatırladığım bir konu, birilerinin ne oldğunu da hatırlatıyor, Atatürk sürekli okuyor ve üretiyordu, düşünsel ve eylemsel olarak, bunlarsa sadece emir veriyor? Sizde adalet, bilim, kültür, insanlık vb. varsa millete de verirsiniz, ama sizde olmayanı BU MİLLETE nasıl verebilirsiniz ki, değil mi? Atatürkçülük de dahil olmak üzere elbette ... Bana Atatürk ve Atatürkçülükten, vatan, millet, devlet sevgisinden birileri bahsetti mi, kuşkulanıyorum, hangi kişisel ve siyasi menfaatinden dolayı ...

Ayrıca ülkemizi çeşitli şekillerde kurtarmak isteyen çeşitli düşünce, oluşum ve süreçlerden bahsediyoruz. Benim için, sadece herhangi bir partiyi değil, ülkemizin içerisinde bulunduğu yeni yüzyıl-bin yılın başında bulunmasına uygun olarak, üstelikte Atatürk'ten bahsedip, Atatürk'ü sığlaştırmaktan başka birşeye yaramayacak bir anlayışla değil, gerçekten Atatürk gibi düşünerek, yani yeni yüz/bin yılın başında temel unsurlar olan eğitimsel, bilimsel, teknolojik, sosyolojik, stratejik, güvenlik, ekonomik vb. konularında yeni ve doğru açınımların felsefi yaklaşımları ile birlikte geliştirilmesine ve içinde bulunduğumuz zaman içerisinde de ülkemiz için temel sorun olan yolsuzluk, antidemokratik ve ülkenin belirlediği amaç ve hedeflerden saptıracak her türlü politik ve ideolojik yaklaşımlarla, ülkemizin karşılaştığı ve karşılaşacağı çeşitli içsel ve dışsal sorunlarla mücadele yöntemleri geliştirmek gibi kapsamlı çözümler üretme amaç ve niteliğ taşımayan hiçbir çabanın önemi yoktur. Atatürk 3397 kitap okudu, ya siz? Yani ülkemizin kurulduğu yıllardaki zor koşullarda bile, ülkesinin ve devletinin geleceği için her türlü mücadeleyi veren Atatürk'ün asıl mücadelesi, sadece savaş meydanlarında değil, geleceği biçimleme ve oluşturma çabalarındaki okuma, araştırma, bilimsellik vb . konulardaki mücadele ve tutumuydu. Üstelik 3397 sayısı bile araştırma ve bu alandaki tüm çabalarını yansıtmadığını söylersem yanlış olmayacaktır. Bütün bunlara rağmen Atatürk, bilim adamlarına dönerek, "siz, ilminize irfanınıza güveniyorsanız,bana yol gösteriniz ben uygulayayım" demiştir. Üstelik Atatürk dönemi bilgi kaynakları ile bilgi miktarını, günümüz değişen ve gelişen bilgi kaynakları ile artan bilgi miktarını düşündüğümüzde, sahip olmamız greken yeterliliğin ne anlama geldiğini kavrayabiliyor musunuz? Atatürk'ün edebi, matematik, bilimsel okuma/araştırma/öngörü yetenek ve tutkusu, pragmatik, akılcı, önyargısız vb. diyebileceğimiz liderlik, dahi niteliklerini de düşündüğümüzde ... Elbette herkesin, ülkesinin geleceği ve yaşananlar konusunda fikirleri olacaktır. Ülkemizi yönetenlerin ülkemizin geleceği konusunda çaba ve çalışmaları da olacaktır ... Yani bin yıllık geçmiş ile yüz/bin yıllık gelecek arasında köprü kurmak isteyenlerin nasıl olması gerektiğini söyememe gerek kaldı mı? Siz kaç kitap okudunuz? Günlük çeşitli politik ve menfaat çatışmalarının parçası olmayı da, hiçbir zaman istemem. Ayrıca kendilerini her zaman bir şekilde sorumluluk ve tartışma dışında tutmak isteyen kişi ve kişilerin gelecekten bahsederken, hangi geçmişle gelecek arasında bağlantı kurmak isteyeceklerini de sormak isterim? Kendilerinin içerisinde hiç yer almadıkları bir geçmişten başlayan gelecek dediğimizde ...


Bütün yazılanlardan sonra, vizyon sahibi olmak kelimesini kullanmak ne kadar doğru olur?
Belirli düzeyde, nasıl bir temel yaklaşım, çizgi içerisinde olduğumu vurgulamak ile, nasıl bir gelecek arasında ...
Ancak kendimce bir çaba içerisindeyim. Geçmişin temelleri üzerinde geleceğe dönük bir çıkış, bir  çaba… “Sadece  öğretmen olmak, hayatınızın yeterince dolu ve anlamlı bir sürec olmasını sağlıyor, aslında.”  Sizin  göreviniz gereği neler yaptığınız elbette çok önemli, ancak  bunların dışında  neler  yapabildiğiniz   sizi  oluşturur ...

......::: Vizyon 21. Yüzyıl :::......