Atatürk'ün Hitabet Yeteneği
......::: Vizyon 21. Yüzyıl :::......


İnsanların  çeşitli özelliklerini ayrı ayrı olarak incelemenin, tartışmanın kimi zaman -aslında- çok doğru olmayacağını düşünüyorum. İnsanların çeşitli alanlardaki yetenekleri, zeka düzeylerinin diğer kimi diğer özelliklerle birlikte ele alınması, daha sağlıklı değerlendirmeler yapılmasını sağlayacaktır. Bu yaklaşım dahi, lider gibi terimlerle ifade edilen insanlarda daha da öne çıkmaktadır. Ancak kimi insanlar var ki, pek çok açıdan daha özel değerlendirilme, incelenme gibi bir özellik gösteririler ki, bunu yetişme dönemlerinde, yaşantılarında, başarılarında, uygulama ve söylevlerinde açık bir şekilde görebiliriz.

Hitabet sanatını beş çeşide ayırabiliriz. Bunları siyasi, askeri, hukuki yada adli, bilimsel veya akademik, dini veya hitabet olarak sıralayabiliriz.2 Bu hitabet çeşitlerine uygun şekilde, bu alanlarda gerekli ve yeterli kararlar almak ve yine bu alanlarda gerektiğinde yol göstermek veya hitabet yeteneğini kullanabilmek ayrı biz özellik gerektirmektedir.

Söylevin  “bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak amacıyla söylenen, uzunca, coşkulu ve güzel söz, nutuk, hitabe”  olduğunu ve bu alanda yeti gerektiğini biliyoruz. Edip dediğimizde ise, “edebiyatla uğraşan edebi eser veren kimse, yazar”  olduğunu yine TDK sözlüğünden tanımlıyoruz.  Ancak bahsettiğimiz bu iki yetinin bir insanda aynı düzeyde başarılı bir şekilde gördüğümüzü hemen söyleyemeyiz. Kimi insanlar güzel hitabet yeteneğine sahipken, kimileri başarılı yazar olma özelliği gösterirler. Bunlardan edip veya yazarlara daha fazla örnek verme şansımız varken, söylev, hitabet konusunda o kadar kolay örnekleyemiyoruz. Hitabet konusunda “ilk, yaygın ve güzel örnekleri eski Yunanistan’da, Roma’da ortaya çıkmış Demosten, Çiçero gibi ünlü hâtipler bu ülkelerin hür ikliminde yetişmiştir.Tanzimat devrinde, Mustafa Reşit Paşa ile Hasan Fehmi Efendi siyasî hitâbetin, Cevdet Paşa ile Saffet Paşa akademik hitâbetin, Manastırlı İbrahim Hakkı ile Ali Suavî dînî hitâbetin dikkat çekici temsilcileri olmuşlardır.”1

Hitabet, gayesi insanları ikna etmek olan bir söz sanatıdır. Güzel sanatlar içinde yer alır. Sözü güzel söylemekten maksat bir düşünceyi, bir anlayışı yaymak, onu dinleyicilere aşılamaktır. Busebeple hitabet çok eski zamanlardan beri itibar gören edebî bir türdür. Daha çok söz hürriyetinin olduğu ülkelerde gelişmiştir. Türkler arasında ise Tanzimattan itibaren kımıldanmaya başlayan hitabet, Cumhuriyet devrinde en güzel örneklerini vermiştir.
1

“Türk edebiyatının bence en büyük iki hatibi vardır. Bunların birincisi Mustafa Kemal Atatürk, ikincisi ise Hamdullah Subhi Tanrıöver’dir. Atatürk’ün Gençliğe Hitâbesi ile Onuncu Yıl Nutku her bakımdan Türk hitâbet sanatının şâheserleridir. Atatürk’ün bu yönünü en iyi tebarüz ettiren de kendisi gibi bir hatip olan Tanrıöver’dir. O nedenle sözün burasında hem Hamdullah Subhi’nin hitâbet sanatındaki kudretine hem de Mustafa Kemâl’in başarısında hitâbetinin rolüne bir örnek olsun diye Hamdullah Subhi’nin, Atatürk’ün hitâbetiyle ilgili sözlerini aktarmak istiyorum. Tanrıöver bir konuşmasında Atatürk’ün, asker, teşkilatçı, siyâsi, ıslahatçı, önder yanlarını belirttikten sonra sözlerine şöyle devam ediyor: “O, bir hatiptir. Türk lisanının en yüksek âbidelerinden birini onun bir başkasına nasip olmayan lisanı Türk milletine verdi. Nutuklarında öyle parçalar vardır ki ifâdenin belâgatı itibariyle bugünkü ve yarınki nesillere yüksek birer örnek olacaktır. Aman vermeyen sıkı bir mantık, azami vuzuh ve cidâyet , sâdelik ve asalet perdesi uzaklık ve derinlik veren bir ses onu mücadele tarihinin rekâbet kabul etmez bir hatibi haline koydu.” (Tanrıöver 1929: 25) Sonuç olarak Tanzimat yıllarından itibâren Türk edebiyatında kımıldanmaya başlayan Türk hitâbet sanatının her alanda en güzel örnekleri Cumhuriyet devrinde verilmiştir. Bunda en büyük pay Mustafa Kemâl Atatürk’ündür. O, kuruluşuna önderlik ettiği cumhuriyetle bir yandan hitâbet sanatına uygun düşünce söz ve toplanma hürriyeti ortamını sağlamış bir yandan da hitâbet sanatının en güzel örneklerini bu devirde bizzat kendisi vermiştir.1

Güzel konuşma ve yazmanın üç temel özelliği öne çıkmaktadır. Bunların, doğruluk, açıklık ve etkililik olduğunu söyleyebiliriz.2 Bu özelliklerin yine en güzel şekilde kullanılmasına, Atatürk’ün söylevlerini örnek verebiliriz. Ayrıca insanı bir bütün olarak ele alınması ve diğer zeka alanlarının bir bütün olarak davranış ve çalışmalarında görülmesini yine Atatürk’ün davranış ve  söylemlerinde görebiliriz. Bir bilim adamı gibi toplumun her sorununda kimi zaman bir dilbilimci/edebiyatçı, kimi zaman bir sosyolog, matematikci, ekonomist, başarılı bir asker vb. öne çıkan özellikleri ile ülkesini sorunlarını çözerken ve bunu yaratıcı ikna yeteneği ile yüzyıllarca geri bırakılmış bir topluma geleceğin çağdaş uygarlık yolunun davranışlarını, yaşama biçimlerini uygulatmanın yanında yaratıcı, pragmatist, stratejist,  proaktif düşünme vb.  düşünsel nitelikleriyle  de  dahi, lider, önder diyebileceğimiz yüzyılının, çağının, insanı olmayı başarmıştır.

Aslında aşağıda kısaca olması için özen gösterilerek ifade edilen  cümleler her şeyi özetliyor… “Atatürk’ün inkılâplarını yaparken kullandığı en etkin araç, şüphesiz ki sağduyusu, mantığı ve ikna kuvveti idi. Akılcılıktan kuvvet alan bir mantık, kitleleri kolaylıkla ikna eden bir hitabet yeteneği, Atatürk’ün üstün kişiliğinin ayrılmaz parçaları idi. Bir şapkayı, milletin kalbine nüfuz eden birkaç cümle ile giydirmek tarihte hiçbir inkılâpçıya nasip olmamıştır. Harf inkılâbını alınız.. Bir milleti çağdaş bir dünyaya açılan yeni bir alfabeye geçirmeye yine üç-beş cümlesi kâfi gelmiştir. Kadın haklarında yaptığı inkılâbı alınız.. Kadınların nüfus sayımında toplama dahil edilmediği, aile hayatında haremlik selâmlığın hüküm sürdüğü, yolda kadının erkeğin arkasında yürüdüğü bir toplum mirasında birkaç konuşması, kadına gerçek yerini vermede önemli etken olmuştur.”3.



Kaynaklar…:
1. http://www.sosyalbil.selcuk.edu.tr/
2. http://www.e-okul.biz/hitabet-cesitleri-
3. http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=911
5. http://www.tdk.gov.tr/

Kaynak...: http://www.mebnet.net/ataturk/nutuk.htm