İçimizdeki Bilim Korkusu
Didem   Crosby


'Yerçekimi çok tehlikeli!' Bu tümceyi söylerken tehlikeli sözcü¤ünü özenle vurguluyor Lewis  Wolpert. Kendisi University College London profesörlerinden ve gazete, radyo ve televizyonda bilimle ilgili konularda sesiyle, yüzüyle, kalemiyle tanınıyor. Londra'da Peacock Tiyatrosu'ndayız. "Risk ve Toplum – Bilim tehlikeli mi?" başlıklı panelin ana konuşmacısı Wolpert. İzleyicilere yönelip sürdürüyor konuşmasını: "Aranızdan biriniz kalkıp da yerçekimi yüzünden düşüp de ölmüş birini hiç duymadığını söyleyebilir mi? Her yıl dünyada yüzlerce, hatta binlerce kişi yerçekimi yüzünden ölüyor. O halde yerçekimi çok tehlikeli”.

Lewis Wolpert, sonra dihidrojen oksit adlı kimyasal maddeden söz ediyor. Bu, yeryüzündeki en yaygın maddelerden biri, üstelik tıpkı yerçekimi gibi pek çok ölümün sorumlusu. Hayvanlar ve bitkiler onunla yapamadığı gibi, onsuz da olamıyor. Varlığı ölüme yol açabiliyor; yokluğuysa mutlak ölümle sonuçlan›yor. Wolpert'in sözünü ettiği bu 'tehlikeli' madde, sudan başka bir şey  değil: di hidrojen = H2 ve oksit = O; H2O. "Dünya'daki herşey tehlikeli" diyor Wolpert. Ne yerçekimini, ne de suyu tehlikeli görüyoruz; çünkü bu tür tehlikeler, doğrudan algılanabilir risk kapsamında. Yerçekiminin beraberinde ne tür bir risk getirdiğini tartabilmemiz için, herhangi bir biçimde bilimsel bilgiye gereksinimimiz yok. Durumu kafamızda tartarak ne ölçüde risk taşıdığını bulmak  hiç de zor değil.

Peki bilim tehlikeli mi? Bu soruyu yanıtlamak  o kadar kolay değil. Wolpert, bilimle teknolojinin  ayrı ayrı düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Bilim, dünyanın nasıl olduğuna dair bilgi veriyor bize:  Sözgelimi, insan›n evrenin merkezinde olmadığını söylüyor; ama bunun iyi ya da kötü olduğu hakkında herhangi bir yargıyla çıkmıyor önümüze. Zekâmızın ve davranışlarımızın genlerimizle  ilişkili olabileceğini söylüyor; ama bu bilgiyi zeki bebeklerin doğması için kullanmamız ya da kullanmamamız gerektiğini söylemiyor. Teknolojiyse  yaşamımızı  kolaylaştıran ürünlerle sonuçlanıyor. Ondokuzuncu yüzyıla kadar bilim, teknolojiye  hiçbir katkıda bulunmadı. Buhar makinesi gibi çok önemli buluşlar bile, deneme yanılma yöntemlerine dayanılarak üretildi.

"Tehlikeler ve etik kaygılar yalnızca bilimin  herhangi bir teknolojiyi geliştirmek için kullanılması durumunda ortaya çıkıyor. Bilimsel araştırma  yoluyla elde ettiğiniz bilginin değil, bu bilgiyle  ne yaptığınızın önemi var." diyor Wolpert ve devam ediyor, "Oppenheimer'in atom bombasının bulunuşuna katkısının olduğu-nu biliyoruz. Ancak atom bombasının kullanılıp kullanılmamasına karar vermek, bilim adamının sorumluluğu  dahilinde değil; çünkü bu kararda bilimsel bilginin dışında etik de rol oynuyor. Bilgiyi üretirken,  bunun yol açabileceği risk, bilim adamının aklının köşesinden bile geçmez." Wolpert, işin etik yönü  konusunda kaygılanacak kişilerin bilim adamları olmadığını söylüyor. Bu konuda bilim adamlarına sorumluluk yüklenmesini de yerinde bulmuyor.  "Bilim adamlar› etik konularda karar vermek için donanımlı değil. Böylesi kararları vermek  için bilim adamlarına özel haklar da tanınmış  değil. Bilim adamlarının böylesi kararları  kendi başlarına vermelerini beklemek de ayrıca ciddi anlamda  tehlikeli."

Demokratik toplumda bilim adamları, bilimin  uygulamaları hakkında bilimin uygulamalarından yararlanacak olan herkes kadar söz söyleme ve kararlara katkıda bulunma hakkına sahip. Bu hakkını kullanarak Wolpert, klonlama konusundaki görüşlerini açıklıyor. Klonlama konusunda histerik bir durum yaşan-dığından bahsediyor. Kendisi klonlamaya karşı; gerekçesi etik değil, güvenirlik. Klonlarda, henüz nedeni tam olarak anlaşılmamış  bir takım hastalıklar ortaya çıkıyor. Yöntem yeterince güvenilir değil.

Yine University College London'dan John  Adams, soruyu yeniden başka bir biçimde soruyor: Bilgi tehlikeli mi? İş, eninde sonunda yine bu  bilgiyi kimin kontrol ettiğine dayanıyor. John  Adams, risk karşısında insanların kültürel bir filtreye başvurduğundan bahsediyor. Bir belirsizlikle karşı  karşıya kaldığımızda, belirsizliği bizim için anlamlı bir biçime sokmaya çalışıyoruz. Bu sanal  riskler icin geçerli. Bilim adamlarının konu hakkında fikir birliği taşımadığı ya da nedenlerini bilmediği durumlarda, kendi kültürel filtrelerimizin yardımıyla kendimiz için bir yan›t buluyoruz. İşin karmaşık olan kısmı, yasa yapılması ve yürütülmesi  durumunda ortaya çıkıyor. Küresel ısınmayı ele alalım. Bilim adamları arasında bu konuda ciddi  bir kutuplaşma var. Kimisi küresel ısınmanın kaçınılmaz doğal bir süreç olduğunu savunurken, kimisi bunun insan etkinliklerine bağlı olduğunu savunuyor. Bir başka bölümüyse bu iki görüşün karışımını savunuyor. Tüm bunlara karşın, uluslar arası düzeyde birtakım önlemler alınması gerektiği konusunda fikir birliği var. Peki, bu konudaki kararları kim, neye dayanarak verecek? Benzer bir durum, genetik olarak değişikliğe uğratılmış bitkiler konusunda yaşanıyor. Genetik olarak değişikliğe uğratılmış yiyeceklerin güvenirli¤i konusunda ne tür bir riskle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz. Belli kararların verilmesi de gerekiyor.  Sonuçta, karar yine, en azından İngiltere’de, yasa yapıcı kurumların elinde.

Panelin ilginç yanı, konuşmacıların sözbirliği  etmiş gibi risk konusuna aynı açıdan baktığını  görmekti. Hatta başlığının, içeriğiyle uyuşmadığı  kimi izleyicilerce vurgulandı. "Risk ve Toplum: Bilim Tehlikeli mi?" başlığının yerine, belki de "Risk ve Bilim Adamları… Teknoloji Tehlikeli  mi?" gibi bir başlık çok daha uygun düşerdi...



Kaynak .......:
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/