Popüler Kültüre Bilim Karşı
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr


Uzun zamandır ülkemizde eğitimin kalitesi tartışılmaktadır. Üniversite çevreleri olarak kendi aramızda da öğrencilerden yakınıyoruz. Ancak son günlerde ülkemizin ulusal ve uluslar arası üne sahip TÜBA üyesi, popüler bilim yazarı sayın Prof. Celal Şengör'ün düzenlediği bir bilimsel etkinliğe üniversite öğrencilerinin itibar etmemesi ile başlayan haklı yakınması vesilesiyle yeniden tartışma başladı. Sayın Şengör Cumhuriyet Bilim Teknik ekindeki köşesinde de konuyu işledi. Son olarak Orhan Bursalı CBT (13 Mayıs 2006 sayı 999) dergisindeki köşesinde “Celal Şengör Ortalığı Karıştırdı” başlığı konunun ne denli toplum tarafından önemsendiğini ortaya koymaya çalıştı.Olayın özü, İTÜ'de aynı gün ve aynı saatte bir tarafta ABD'li bilim adamı konferans verirken diğer tarafta sinema ve ses sanatçısı Hülya Avşar’ın da bir başka etkinliği gerçekleştirilmiş; Bilimsel konferansa 4 öğrenci, Hülya Avşar'ı dinlemeye ise 600 öğrenci gelmişti. Bunun üzerine Sayın Prof. Dr. Celal Şengör hoca bilime olan ilgisizlik, bir diğer ifade ile "öğrenci kalitesi"nin bu kadar düşmüş olması karşısında üniversiteyi artık bırakacağını Rektöre çıkarak açıkladı. Bu durum için İTÜ Rektörü Sayın Prof. Dr. Faruk Karadoğan "Einstein'la Michael Jackson bir dünya üniversitesinde yan yana gelseydi, Jackson daha fazla ilgi toplardı" diyor. Doğrudur, sorun yalnız bizde değil, başka ülkelerde de yaşanmaktadır. Ancak bizdeki durum biraz daha acıklı.

 Türkiye'nin En iyi Beyinlerini Eğitemediysek Sorunu Kendimizde Aramamız Gerekir


Hemen hatırlatalım ülkemizin yılda bir defa düzenlediği ÖSS sınavına giren lise çıkışlı öğrencilerin %0,1’lik dilimine giren en başarılı öğrencileri bu üniversitemize gelmektedirler. En iyi üniversitelerimizde bile "öğrenci kalitesi"nin özlenen düzeyde değilse ki, öyle olmadığını görüyoruz, o zaman KİME KIZACAĞIZ. Türkiye'nin en iyi beyinleri ODTÜ, İTÜ ve Boğaziçi Üniversitelerini kazanarak yaşama atılmaya çalışıyorlar. Eğer bizler bu kişileri eğitemediysek, sorunu kendimizde aramamız gerekir diye düşünüyorum. Hocamın tepkisini anlayışla karşılanır. Ancak sorun yalnızca öğrencide mi? Acaba söz konusu etkinliğe kaç bilim adamı arkadaşımız katılma gereksinimi duydu? Ülkenin Lise eğitim almış 2 milyon öğrencisi içinde seçilmiş zeki öğrencileri neden bilimsel etkinliğe merak sarmıyor sorusu soruldu mu? Sorulduysa cevabı nedir? Bu durumda benim sorumluluğum nedir diye kendi kendimize sorduk mu? Eğitim kurumlarımızın ve yöneticilerimizin payı nedir?Biraz da kendimize dönmemiz gerekir. Bizler her türlü olumsuz etkiye rağmen öğrencilerimize tartışmayı öğretebildik mi? Sınıfta arada bir konuyu tartışmaya açıp çocukların tartışmasını sağlayabildik mi? Tartışma sırasında bir biri ile ters düşen öğrencilerimizin ders sonu yine bir araya gelme şansını sağlayabildik mi? Öğrencilerimize araştırmacı ruhu sağlayabildik mi? Kütüphaneye göndermek, dönem sonu ödevleri hazırlatmak, sınıfta ders verdirtmek gibi hayatta hazırlamak ve araştırmacı merakını geliştirmemiz gerekirdi. En azında öğrencilerimize bir dönem ödev, proje yaptırarak üretici yaptırabildik mi? Maalesef önce biz yapılması gerekeni yapmadıksak, bunları öğrenciden bekleme hakkımız ne kadar gerçekçi olur?

 Türkiye’de Bilim Yapılmıyor

Ülkemiz bilim yapan ve bilimden yararlanarak artı değer yaratan bir toplum olmadığı için bilim toplumun gündemine taşınmadı. Ülkemizi yöneten yönetici-lerimiz de maalesef bilimi ve eğitimi öne almak yerine bir daha seçilebilme kaygısı ile konuyu en son sıralara bıraktılar. Bugün geldiğimiz noktada ülkemiz eğitim ve kültür yaşamı popüler kültüre yenik düşmüş durumdadır. Toplumun bilimi sevmesi, ondan yaralanması, bilimi bir yaşam biçimi olarak algılanması anlayışından yoksun durumdadır. Hal böyle olunca, başta basın olmak üzere TV-radyo ve yazılı basın bilim ile ilgili yazılara çok az yer vermeye başladı. Bilimin önemi anlatılmadığı için insanlar yeri başka şeyler tarafından doldurulan konulara yönelmektedirler. Bu da eşyanın tabiatına uygundur.

Arabesk Toplumu

İnsan beynini bir bilgisayarın hafızasına benzetirsek, bilgisayarın hafızasında olmayan bir komutu çalıştıramazsınız. İnsan beyni de ne tür bilgi ile yüklenmişse ona uygun arayışlara cevap verecektir. Dilimiz, dinimiz, kültürümüz, beğenimizin hepsi bu şekilde doldurulmakta ve ondan sonrada beğen diye sorulmaktadır. Bilim ve bilim anlayışı yaratıcılık yeni bir şey öğrenme ve ondan zevk alma, bu konuda kendine cesaret verip okuyarak bilim yapma anlayışı maalesef bugün insan beynine en son uğrayan “aylak bilgi” olarak gelmektedir. Bizim gibi para-güç ilişkisine giren ve buradan bir tülü çıkamayan ve sürekli güç paranoyası içinde debelenen toplumlarda bilim hiçbir zaman para etmediği için değer görmemektedir. Çok yakında yapılan bir anket çalışması sonuçlarına göre “anne babalar artık çocuklarını öğretmen veya doktor olmasını değil şarkıcı, futbolcu olmasını istiyor”. Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BASK) Ankara’da 1855 öğrenci velisi ile yaptığı anket sonuçlarında çıkan özet sonuç, veliler mevcut eğitim sistemine duyarsız, özel dershane ve okulların sosyal adaletsizlik yarat-tığını için çocuklarının geleceğini popüler alanda görmektedir. Bir zamanların gözde mesleği öğretmenliğe velilerin ilgisi yüzde 5 üzerinde gerçekleşmiştir. Geçmişte çocuğum okusa da hayatı kurtulsa diyenler bugün “futbolcu” veya “artist” olsa da hayatı kurtulsa diyor. Bilim adamlığının ilk basamağına adım atan bir Ar-Gör’ün aldığı maaş 850 YTL civarında ise kimseye bilim yapmaya ve eğitime davet edemezsiniz.
 
 Bilim Adamları Kendi Aralarında Yarışmalıdır

Öncelikle bizlerin bilim yapan, bilimi benimsemiş olmamız ve yaptıklarımızla toplumun önüne çıkmamız gerekir. Bilim adamlarının arzusu bilimsel düzeyde birbirleri ile tartışarak yarışmak ve geliştirmek olmalıdır. Şan ve şöhret en son başvurulması gereken bir konu olmalıdır. Eğer Bacon’un ifadesi ile bilim güç ise bilim adamı zekâsı ve bilgisi ile isterse şanı ve şöhreti yaratabilir. Ancak bilim adamı kimliği ve sorumluluğu ün için şan ve şöhret için değil, sorun çözmek için kendisini organize etmelidir.

Bilim Adamı Popülarite Peşinde


Dünyada bilim kuruluşları ve bilim adamları bizdeki kadar medyatik değildir. Batıda üniversite ile ilgili genelde bilimsel bir başarı üzerine odaklaşırken, bizde kim kime ne dedi, kim kimi kandırdı, kim kimi şikâyet etti gibi konular ile gündeme gelinmektedir. Çok yaygın bir şekilde yönetici veya siyasete yakın olma hastalığı son yıllarda artan oranda kendisini hissettirmeye başladı. Kişiler hiçbir beyinsel etkinlik, yaratıcılık sergilemeden üniversite üzerinden şöhrete kapılır oldular. Klasik dönem bilim adamları toplumla iç içe, toplumun sorunlarını ve ülkenin sorunlarını eleştirel bakış açısı ile yüksek düzeyde ele alırlardı. Ancak şimdi eleştiri yok, yalnızca benimsenen görüşler etrafında alan yaratılmaya çalışılmaktadır. Şöhret peşinde koşan ve ön plana geçmek isteyen, yöneticilik merakı bazen şöhret olma dürtüsünü körüklemektedir. Üniversitelerimiz bilim yaparak bundan tatmin olmadıkları için bazen alınganlık gösterilmektedir. Oysa şu gerçeği kabullenmemiz gerek: Bazı bilim adamları şu veya bu gerekçeyle popüler üne kavuşabilir ama bilim yapmanın ünle ve bilimsel çalışmanın medyatik patırtıyla doğrudan hiçbir ilgisi yoktur. Hocaların bilim aşkı ile yanıp tutuşmadığı ortamda öğrencilerin bilim sevdalısı olmasını beklememek gerekir. Çetin Altan 6 Mayıs 2006 tarihli Milliyetteki köşesinde “Şöhret, değişik alanlarda da olsa evrenselleşememiş bir üniversitede, adı Türkiye'de duyulmamış bir uzmanın konferansına ağır basar” diyor.

Biz Ne Yaratabildik?


Sorun ne aile ne de basit ilgisizlik. Temelde sorun, içine düşürüldüğümüz durum ile ilgili. Herkesin kendi kendisine sorması gerekir, nereden nereye sürüklen-dik? Bunun nedenleri nedir? Bunda bireysel olarak benim suçum nedir demesi gerekir. Tabii hepsinden önce biz bilim adamlarının sorması gerekir: Son 60 yılda Türk eğitim sistemi nasıl bir değişim geçirdi? Bu değişim ülkemizin yetişmiş insan gücünü yaratabildi mi? Değilse bunun sorumlusu kim? Sayın Şengör gibi kendisini hepimizden daha sorumlu gören hocamızın, geçmiş yıllarda üniversitelerin birer ileri ortaokul olarak yönetilmesini isteyen, sıkı merkeziyetçi anlayışla üniversitelerdeki farklı anlayışları şiddetle bastıran YÖK yöneticilerine sahip çıkarken acaba bir gün bu sorunla karşılaşılacağını düşündüler mi? Üniversitelerin görevi meslek adamı yetiştirmek değil diyor Sayın Şengör. Meslek için bir diploma verilir diyor, bu da her yerde temin edilir diyor; aynen katılı-yorum. Üniversite bir ülkenin her şeyidir, çünkü bir ülkenin gelecekteki yetişmiş insan potansiyelini oluşturmaktadır. Bu gün bu potansiyeli yaratamadığımız ortada. Eğer siz çocuklarımız yalnızca okula gitsin derseniz, o zaman da anasının kuzusu olarak size bir diploma alır getirir. Ancak çok boyutlu düşünme, yaratma, kendini ifade etme ve ülkeyi ileriye taşıma cesareti ve azmini bulamaz. Yani ülkenizin gençliği devlet memuru olur. Devlet memuru anlayışı ile hiçbir ülke ileriye gitmez. Doğanın diyalektiğine aykırıdır. 

Nitelikli Mezunlar Yetiştiremiyoruz

Mezuniyetlerine bir hafta kala son sınıf öğrencilerime kaç kişi yeni mezun bir mühendis olarak; Bir yabancı dil biliyor? Kaç kişi her yönü ile bilgisayar kulla-nabiliyor. Kaç kişi düzenli gazete, dergi, kitap okuyor, Hepsinden önemlisi size bir ay sonra bir işletmenin yönetimi bırakılsa plan proje yapar ve yönetirsiniz diye sorduğumda cevap yok. Öğrencilerin yazılı kâğıtlarındaki cümleler ve ifadelere bakıldığında durum hiçte kabul edilecek nitelikte değildir. Bu durumu görünce Sayın Şengör Hoca'nın kırgınlığına katılmamak mümkün değil. Ancak yine de sorunu kendimi eğitim sistemimizde aramamız gerekir. Bu çocukların zekâ sorunu olmadığına göre, durumu bir bütün olarak sorgulamak zorundayız. 

Gençler Verileni Yansıtıyor


Gençliğine kendisini ifade etme olanağı tanımayan, bilime özendirmeyen, bilimsel konferansları çekici kılmayan, müzeleri, sanat ve müzik faaliyetleri geliştir-meyen, derslerinde tartışma yaratmayan üniversite ortamında gençlerin tercihi Hülya Avşar olacaktır. Yarattığınız insan beynine en iyi hitap eden Hülya Avşar’dır, İbrahim Tatlıses’tir, yüksek volümlü müzik yapan rap ve rock gruplarıdır. Bence gençler tercihlerini doğru yapmışlar. Yani ekilen biçilmiştir. Çocuk-lar kafalarında olmayan bir şeye yönelmemişler.

Bugün dünün yansımasıdır. Dün ülkemizin eğitimine yön veren kişilerin yarattığı ortamda yetişen gençler bilime ilgi duymuyorlar, kısacası geleceklerine ilgi duymuyorlar. İlkokuldan itibaren ezbere ve sınava endeksli ve at gözlüklü olarak bilim zevkinden uzak yetiştirilmelerinden kaynaklanan bir sonuç. Bir bütün olarak gençliğin yaşama çıkış kapısı olarak gösterilen üniversiteyi kazanmak veya kazanmamak üzerine kurulan yapılanma milyonlarca kişiyi resmen bunalıma sokmuştur. Her yönü ile kuşatılmış, doğru dürüst eğitilmemiş, kitap okumamış, yaşamdan zevk alma anlayışı kazandırılmamış kişilerin tercihini varın siz düşünün.

Öğrencilerin bilime ve araştırmaya olan ilgisizliğini anlamak istiyorum. Çünkü bizler eğitim süreci ile çocukları üretici duruma getiremedik. Bir gün eline çekiç alıp bir kayacı kıramayan ve mikroskop altında farklılığını göremeyen bir öğrenci nasıl soru sorabilir. Jeoloji öğrencileri burunlarının dibindeki Gölcük bölge- sinde deprem olan arazide dolaşarak bir fay hattını baştan sona izlemeyen ve gördükleri karşısında kendi kendisine soru sormayan, sonunda öğrendiklerini rapor etmeyen ve geleceğe ilişkin bir proje üretmeyen öğrenci meraklı olur mu?  Bence sorun eğitim sistemi yetişkin ve gelişmiş insan yetiştirmeyi hedef-lemiyor. Eğitim yerine ezbere dayalı anlatılan dersler (öğretilen), test usulü sınavlar, pratik yok, sözlü yok, iş güvencesi yok, burs yok, gelecek konusunda kaygılı, ne yapsın gençler. Sanırım tüm bunlar üst üste konulduğunda gençler, acı çektikleri bir süreçte arabeske yönelmişlerdir. Asıl sorulması gereken biz görevimizi yaptık mı? Biz eğitim kurumlarının isteklendirme dürtümüz nedir? Kaç öğretim üyemiz alanı ile ilgili ulusal ve uluslararası kongreye katıldı? Kaçımız kendi alanımızdaki bir bilimsel dergiye üyeyiz ve düzenli olarak okuyoruz. Kaçta kaçımız kitap okuyoruz, derslerimizde konu ile ilgili kitapları öğrencilerimize öneriyoruz. Kaç öğretim üyesi sosyal etkinliklere katılıyor. Kaç öğretim üyemiz ciddi bir gazete, dergi okuyor. Tabii denilebilir ki maddi durumumuz yetmiyor. Doğru, sorun isteklendirme ve sorumluluk bilinci ile ilgili.

 Haklı Olmak Yetmez, Haklı Kalmak Gerekir


Sayın Celal Şengör hocamız mevcut öğrenci kalitesinin düşüklüğüne tepki göstermesi haklı ancak haklı yerde kalması gerekir. Sayın hocamız, bildiğimiz kadarı ile üniversiteyi birçoğumuz gibi geçim kapısı olarak görmüyor, istediği batı üniversitesinde veya Vakıf Üniversitelerinde rahatlıkla şimdiki maaşının birkaç misline iş bulacak güce ve yeteneğe sahiptir. Para pul peşine düşmediğini de biliyorum ve bu yönü ile de kendilerini kutluyorum. Ancak bu ülkenin yetiştirdiği bir bilim ve düşün adamı olarak topluma vermesi gerekenler vardır. Bu toplumun aydın bilim adamlarının bu konuda ciddi sorumluluğu bulunmak-tadır. Uzaydan birileri gelip bizim üniversitelerimizi düzeltemez. Biz kendi gücümüze güvenerek bugün içinde yaşadığımız hantal ve verisiz durumun neden-lerini ortaya koymak zorundayız. Yeri geldiğinde yapıcı eleştirilerini yapmak zorundadır. Bilim adamı olarak en önemli görevimiz olan eleştirel bakış açısını sürekli canlı tutmak zorundayız. Üniversite yönetimlerini, YÖK ve Milli Eğitim politikalarını aksayan yönlerini ve çözüm önerilerimizi açık açık ifade edeceğiz. Yoksa ülkemiz üniversiteleri üniversite değil ortaokul olmaya doğru yol almak zorunda kalacaktır. Bu yük omuzlarımızdadır. Aksini düşünürsek, kimse ile kötü olmayayım, her gelen yöneticiye; efendim siz en iyisini yapıyorsunuz, siz olmasanız bu üniversite batar diyerek yönetimlerin sevdiği iyi bir insan olabiliriz. Veya neyime gerek benim üniversiteye ihtiyacım yok gider Amerika veya Fransa’da istediğim şekilde daha fazla olanaklar ile daha iyi bilim yaparım da diyebiliriz. Ancak manevi sorumluluk sahibi bu ülkenin iyiliğini düşünen her aydın bilim adamı yerinde kalarak her şeye rağmen daha iyisi için olumlu eleştiri ve çözüm yollarını ortaya koymak zorundadır. Zorluklara göğüs germek ve öğrencilerimize sahip çıkmak ve onları her yönü ile hayata hazırlamak zorundayız. Bu Türki-ye'nin aydınlık geleceği için zorunludur. Hepsinden önemlisi bir tanede olsa eğer bir öğrenci bilinçli olarak bölümümüzü tercih etmesi bizim için gurur kaynağı olacaktır. Ayrıca Sayın Şengör bir tarafta bilimsel çalışmalarını yapmalı diğer tarafta karşılaştığı bu olumsuzlukları her platformda anlatmalıdır. Bizlerde her hafta kendisinin içinde bulunduğu durumu ve karşılaştığı sorunları anlatan yazılarından yararlanarak beynimizi beslemeye çalışıyoruz. Üniversite içinde olmayan biri üniversite sorunlarını görüp yazamaz.

Aşağıyı Eleştirmeden Kendimize ve Üste Bir Bakalım: Bu Gençler Bizim

Bu ülke bizim ve burayı da bizden başkasının adam etme şansı olmadığına göre hep beraber ülkemizi çağdaş konuma getirmek zorundayız. Ülkemizin soğuk savaşa kurban edildiğini ve bunun sonucu demokrasisinin yara aldığını, eğitim sistemimizin Celal Şengör hocamızın da bilerek veya bilmeyerek destekçisi olduğu süreçlerde (YÖK süreci) sulandırıldığını biliyoruz. Ancak her şeye rağmen bilim adamları ve aydınları olarak ülkemizin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarılması konusunda üzerimize düşen görevi yapmak zorundayız. Bu topraklar bizim, bugün elimizdeki öğrenciler bu ülkenin en seçkinleridir. Bunlardan başka da gencimiz yok. Toptan bu gençler adam olamaz deyip atamayız. Çözüm biziz. Önce bireysel sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Yurttaş bilinci ile öğrencilerimizle, yöneticilerimizle kurumlarımızla ilişkilerimizde iletişim kanallarını koparmadan daha iyisi için eleştirilerimizi yapmalıyız ve yapacağız. Özgüvenimizle kendi sorunlarımızı kendimiz çözeceğiz.

Sayın Orhan Bursalı’nın ifadesi ile iyi ki “Ortalığı Karıştırdınız” hocam. Bu sorunu ciddi olarak tartışmalıyız. Yoksa bugünkü eğitim ve öğretim profilimiz ile 21. yüz yılı yakalama sansımız olmayacaktır.



Kaynak.....:  
http://strateji.cukurova.edu.tr/EGITIM/ortas/52.htm