KİTAP OKUMAK
  • Kitap Okuma Ana Sayfa
  •  

     

     

     

    Devlet, millet el ele verdik ve başardık....
    Kütüphanelerde in cin top oynuyor...


    Kütüphaneler,Türkiye’deki çoğu kişi için, öğrencilik yıllarında ödev yapmak için gidilen mekânlar. Hal böyle olunca da kütüphane üyesi olan okur sayısı ise yüzde üzerinden tek haneli rakamları geçmiyor. Kütüphane salonlarını boşaltan sebep sorgulanıp uzmanlara kulak verildiğinde iki temel gerçek ortaya çıkıyor. Biri Türkiye’de okur sayısının düşük olması, aile ve okul eğitiminde okuma alışkanlığının verilememesi, diğeri ise kütüphanelerin insanlara cazip gelecek şartları oluşturamaması… Birbirinin hem sebebi hem sonucu olarak duran bu iki gerçek, okur bekleyen kütüphaneciyi de, boş vaktinde bile tercihini kütüphaneden yana kullanmayanı da aynı ölçüde haklı kılıyor.

    İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi Müdürü Ayten Şan, ikisinin de eşit şartlarda sebepler olduğunu belirtiyor ve “Okuma alışkanlığı olmayan bir toplumuz. Etki ve tepki, arz ve talep birbirine bağlıdır. Bir şey istenir, üstüne gidilir ve yetkililerin dikkati çekilirse gereği yerine getirilir. Toplumda böyle bir talep yok.” diyor. Şan’ın idareciliğini yürüttüğü kütüphane, aydınlık ve ferahlık açısından Batı’daki örneklerini aratmayacak cinsten. Fakat 15 milyonluk bir şehrin en işlek merkezlerinden Beyazıt’ta bulunan ve çevresi okullara dolu kütüphanenin üye sayısı ise sadece 2 bin. Ancak genelde kütüphanelerin sayısal ve nitelik olarak, okuru çok olan bir topluma cevap verebilecek düzeyde olmadığını düşünen Şan, personel yetersizliğine dikkat çekiyor: “Mekânların iyi hazırlanması yeterli değil. Bu mesleğin eğitimini almış personelin olması, bu personelin pozisyonunun farkında olması gerekir. Mekânları işlevsel kılacak insandır.” Bu anlamda ortaya konan küçük girişimlerin sonuç verdiğine dikkat çeken Ayten Şan, bunu örneklendiriyor: “Büyükada’da bir kütüphane açtık, orada da kütüphanemizdeki gibi etkinlikler yapıyoruz. Daha ilk etkinlikte kütüphanenin konferans salonu tıka basa doldu. Demek ki kendimizi ortaya koyarsak karşılık buluyor.”

    Kütüphane, kitapları olan ve kitap okunan yer değil

    İstanbul Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hasan Keseroğlu’na göre, sorun daha yapısal ve yediden yetmişe herkese hizmet veren halk kütüphanelerinin içeriklerinin oluşturulması yanlış. Ve bu da kütüphanelere ilgisizliğin önemli bir nedeni: “Kütüphane dediğimiz yer, kitapların olduğu ve insanların gidip kitap aldığı, orada kitap okuduğu bir yer değil. Özellikle halk kütüphanesi, bulunduğu yerin yerel belleğidir. Dünyadaki örnekleri böyledir. Halk kütüphanesi bulunduğu yerdeki yerel gazetede ve ulusal medyada o yöreyle ilgili çıkmış haberlerin konusal dizinini ve arşivini tutar. Mesela oradaki hırsızlık olaylarının bilgisini vermek durumundadır. Kütüphane, çevresinin ekonomik, tarihî, turistik, kültürel kalkınmasına katkı sağlar. Oradaki eğitim kurumlarına kaynak sağlar, mesela oradaki bir fabrikaya, onun takip etmediği materyalleri alıp onu destekler. Kitap değildir bu sadece, fotoğraf, resim, görüntü ve ses kayıtları da olmalıdır. Bizde halk kütüphaneleri, bir kütüphane işlevi yapmıyor ve bulunduğu çevrenin gerçeği ile örtüşür şekilde hareket etmiyor. Merkez, bir kitabı alıyor ve bütün şehirlere gönderiyor. Hatta bu siyasete endeksli olduğu için bazen kitap alım bütçesinin üçte birini kendisine yakın, tek bir yayınevine aktaran bakanlar bile oldu.”

    Doç. Dr. Hasan Keseroğlu’na göre, kütüphanelerde meslekî eğitim almış personel sıkıntısı da var. Belediye ve okul kütüphanelerinde kütüphanecilik eğitimini almamış kimselerin görevlendirildiğini söylüyor. Keseroğlu, bir kütüphanenin çok kitaba sahip olması ile değil, en fazla faydanın sağlanacağı yönde geliştirilmiş olması ile ‘iyi’ bir kütüphane olacağını belirtiyor ve bu anlamda kütüphanelerin tıpkı bir işletme gibi hedef kitlesi belirlemesi gerektiğini açıklıyor: “Okurunun ne kadarı öğrenci, yetişkin, yaşlı, erkek ya da kadın ve hangi meslekten? Kütüphane bunu bilmeli, içeriğini, amaçlarını ona göre belirlemeli.”

    Konu ile ilgili olarak sorularımızı İstanbul İl Kültür Müdürü Ahmet Bilgili’ye de yönelttik. O da sorunu, okuma alışkanlığının kazanılmamasında ve kütüphanelerimizin gerekli donanıma ve cazibeye istenilen oranda sahip olamamasında görüyor: “Bilindiği üzere son üç yıldır bakanlık kütüphanelere ciddi sayılabilecek yatırımlar yaptı ve hemen hemen kapalı kütüphane kalmadı. Yeni kütüphaneciler istihdam etti. Fakat personel açığı ve yapılması gereken yatırım ihtiyacı o kadar çok ki bu yapılanlar problemi çözme doğrultusunda net sonuçlar ortaya çıkaramadı.” İstanbul’daki kütüphanelerde ünlü yazarların katıldığı konferans ve söyleşiler gerçekleştiriliyor, yarışmalar düzenleriyor bir süredir. İl Kültür Müdürlüğü’nün başlattığı, kütüphane yetkililerinin de bir canlanma getirdiğini söylediği bu uygulama ile ilgili Ahmet Bilgili şunları ifade ediyor: “Bu aktiviteler önemli bir ihtiyacı karşıladı. Bu etkinlikler kütüphane algısının kısmen değişimi noktasında da yararlı oldu. İstanbul’un en ücra yerinde bile okur önemli yazarlarla tanışma fırsatını yakalamış oldu.”



    Kaynak.....:
    http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&hn=473