KİTAP OKUMAK
Okuma Alışkanlığı ve Kütüphaneler
YASEMİN ÇONGAR



Değerli köşe yazarlarımızın Kütüphane konusunda yazdıkları yazıların sayısı çok azdır. Toplumumuzda kütüphanecilik bir meslek dalı olarak halen layık olduğu konumda da değildir. Milliyet Gazetesinin 24 Aralık 2006 tarihli Pazar ekinde, Sayın Yasemin Çongar’ın “Kütüphane Kültürü” baslıklı yazısını okuyunca O’nunla, "Okuma alışkanlığı ve Kütüphaneler" konusunda söyleşi gerçekleştirmek istedim. Her yıl Mart ayının son haftasında kutlanmakta olan Kütüphane Haftasında bu söyleşinin yayınlanmasının da hoş olacağı düşüncesiyle kendisine ulaştım. Çok yoğun bir iş temposunda olmasına rağmen bizi kırmadılar. Kendisine dergimiz adına çok teşekkür ederiz.

Sayın Çongar, Milliyet gazetesinin ve CNN Türk’ün Washington temsilcisi. Milliyet’in köşe yazarı. ANKA Ajansı ve Cumhuriyet’in Ankara bürolarında, BBC Dünya Servisi’nin Londra’daki merkezinde çalıştı. İstanbul’da, Strateji-Mori araştırma kurumunun başkan yardımcılığını yaptı. Lisans eğitimini Mülkiye’de, yüksek lisansını Georgetown Üniversitesi’nde tamamladı.

Aşağıda Sayın Çongar’ın, “…bir Amerikalı ailenin yanına yerleştim. Okur-yazar oldukları belli olan, evlerinde piyano, kemanlar, notalar, duvarlarında resimler olan bu ailenin görünürde hiç kitabı olmamasına ilkin çok şaşırmıştım. Sonra anladım ki, okul ve üniversite kütüphaneleri ile Minneapolis Halk Kütüphaneleri sistemi, bu aileyi ayakta tutuyor...” diyerek dile getirdiği kütüphanelerin toplumdaki etkinliği ile ilgili duygularını ve görüşlerini zevkle okunacağına eminim.

...Bence Internet, kütüphane kültürünü yaygınlaştırabilecek bir şey... Yeter ki bütün kütüphaneler "online" hizmetlerini sürekli yenileyebilsinler. Kütüphaneden yararlanmak ille de bir kütüphane binasına gitmekle olmaz. Ancak öyle kütüphaneler vardır ki, onların çatısı altında okumanın verdiği duygunun da eşi benzeri yoktur. Diyelim ki Londra'daki British Library bütün kaynaklarını Internet'te, elektronik ortamda kullanıma sunmuş olsun. Yine de o kütüphanede, Leonardo da Vinci'nin defterleri ve Magna Carta'nın orijinali ile aynı çatı altında okumak bambaşka bir şeydir....

Sayın Yasemin Çongar, öncelikle bu söyleşiyi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz. Çok az gazetecimiz, kütüphane konusuna köşelerinde yer veriyorlar. Bu da sizin kütüphaneyle çok yakın bir ilişkiniz olduğunu gösteriyor. Kütüphaneyle ilk tanışmanız nasıl oldu, biraz söz edebilir misiniz?
Ben kitaplarla dolu bir evde büyüdüm. Çocukluğumda, çok erken yaştan itibaren anne ve babamın okuduğu romanları, hatta felsefe ve siyaset üzerine kitapları yarım yamalak anlayarak okumaya başladım. Kütüphane benim için evimizde kitaplığın bulunduğu yerdi. Kütüphane kültürü ile tanışmam ise, 16 yaşında, ilk kez yurtdışına çıktığımda oldu. Bir burs kazanarak ABD'nin Minneapolis kentinde bir Amerikalı ailenin yanına yerleştim. Okur-yazar oldukları belli olan, evlerinde piyano, kemanlar, notalar, duvarlarında resimler olan bu ailenin görünürde hiç kitabı olmamasına ilkin çok şaşırmıştım. Sonra anladım ki, okul ve üniversite kütüphaneleri ile Minneapolis Halk Kütüphaneleri sistemi, bu aileyi ayakta tutuyor. Kitap satın almak yerine kütüphaneden ödünç alıp okuyorlar. Onların yanında yaşarken aynısını ben de yapmaya başladım. 16-17 yaş dönemimin önemli bir bölümü, Minneapolis'in "uptown" denilen mahallesindeki halk kütüphanesinde geçti.

Nobel Ödüllü ünlü Portekizli yazar José Saramago, kitap okumanın sadece azınlık için bir etkinlik olduğunu, herkesten okuma arzusunda olmasının istenemeyeceğini söylemiştir. Bu düşünceye katılıyor musunuz?
Öğrenmek, paylaşmak, hayatı ve kendimizi anlamak, başkaları ile aramızdaki benzerlikleri keşfetmek, kendi dünyamızın kapılarını başka dünyalara açarak büyütmek, hiç tanımadığımız bir yazarla buluşup onunla, sayfa ile kafamız arasında gidip gelen samimi bir diyaloga girmek… Bence kitap okurken başımıza gelen bütün bu şeylere, sadece bir azınlığın değil, hepimizin ihtiyacı var. Ama bu ihtiyacın farkında olmak, kitap okuma alışkanlığı edinmiş olmak başka bir şey. Okuyan insanların daha az yalnız olduklarına ya da yalnızlığı çok daha keyifli yaşadıklarına inanıyorum ben.

Kültür Bakanlığı Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün 2005 yılı yıllık istatistiklerine göre, Türkiye’de en çok ödünç kitap alınan il Denizli Halk kütüphanesi,157.363 kitap ödünç alınmış. Sonra sırasıyla Samsun (156.391), Konya (145.120), İzmir (137.216), Ankara (136.126), Aydın (131.688) halk kütüphaneleri gelmektedir. İstanbul’da ise, ödünç alınan kitap sayısı, 60.601. Bugün, Türkiye’nin nüfusunun 73.000.000’nu geçtiği ifade edilmektedir. Yine istatistiklere göre, tüm Türkiye’de ise ödünç alınan kitap sayısı, 4.385.926 dır. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz.
Kütüphane kullanma alışkanlığı, kütüphanelerin verdiği hizmetlerin farkında olup bunlardan yararlanma alışkanlığı okul yıllarında hem de anaokulundan başlayarak çocuklara kazandırılmalı. Verdiğiniz rakamlar, bunun Türkiye'de hala yapılmadığını gösteriyor.

Sayın Çongar, günümüzde gerek yazılı ve gerekse görsel medyanın toplumumuz üzerindeki etkisi çok fazla. Ancak, medya daha çok reyting amaçlı yayın yapmakta, bu da magazin, dizi film vs gibi programları ön plana çıkarmakta. Bu programlar, toplumda uyuşturucu etkisi yapmakta. Eğitime yönelik programlar ise belli kanallarda ve saat gece 12’ den sonra yayınlanmakta. Böylece okumayan, düşünmeyen ve sorgulamayan bir toplum yaratılmakta. Buna katılıyor musunuz?
Sözünü ettiğiniz reyting amaçlı programların eğitime yönelik programları geri planda bırakması durumu Türkiye'ye özgü değil, bunu ABD'de, Avrupa'da da görüyoruz. Önemli olan ailenin, okulun ve sosyal çevrenin çocukluktan itibaren bireye birey olma, kendi fikirlerini geliştirip savunabilme özgürlüğü tanıması, bunu teşvik etmesi. Cemaatçiliğin, birbirine benzemenin, ezberciliğin değil, yaratıcı aklın ve onun sonucu olan farklılığın ödüllendirilmesi. Bu da okul çocuklarına her sabah ant içirmekle olacak bir şey değil. Medyadan önce eğitim sisteminin sorgulanmasından yanayım ben.

Bizler, okuma alışkanlığını çocuklarımıza kazandırmaya çalışırken, önce kendimizi sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum. Bizler okuyor muyuz, ana-babalar ve öğretmenler olarak, çocuklarımıza kütüphane alışkanlığı verebiliyor muyuz? Çocuğunun elinden tutup kütüphaneye kitap almaya giden kaç ebeveyn var veya hiç olmazsa kütüphane haftalarında kütüphaneleri tanıtım amaçlı ziyaret eden kaç okul vardır.
Bunlar haklı sorular. Ailelerin, eğitimcilerin bu soruları kendilerine sorabilmesi gerek.

Sizce, Amerika’da okur-yazarlık oranın yüksek olmasının sebebi Amerikan kütüphanelerinin hizmet kalitesinden mi, yoksa okur-yazarlığın Amerikan toplumunca desteklenen bir yaşam tarzı olmasından mı kaynaklanıyor ?
ABD'de güncel tartışma konularından biri okuma alışkanlığının gerilemesi. Kütüphane kültürünün, okuma alışkanlığının bizdekine kıyasla çok daha yerleşik olması ve desteklenmesi, Amerikalıların da "Yeterince okumuyoruz" ya da "Okuduğumuz kitapların kalitesi giderek düşüyor" türü kaygılarla araştırmalar, sempozyumlar düzenlemesine engel olmuyor. Kitapların televizyonla, video oyunlarıyla ve Internet'le yarışmakta zorlanması, burada da tartışılıyor.

Internet kullanımının yaygın olması, kütüphane kullanımını azaltmaktadır diye bir düşünce vardır, siz buna katılıyor musunuz. ?
Internet sayesinde birçok kütüphanenin kaynaklarına uzanmak mümkün. Aslında günümüz kütüphaneleri Internet'le yarışmayı değil, Internet'i bir araç olarak kullanmayı deniyorlar. Bence Internet, kütüphane kültürünü yaygınlaştırabilecek bir şey... Yeter ki bütün kütüphaneler "online" hizmetlerini sürekli yenileyebilsinler. Kütüphaneden yararlanmak ille de bir kütüphane binasına gitmekle olmaz. Ancak öyle kütüphaneler vardır ki, onların çatısı altında okumanın verdiği duygunun da eşi benzeri yoktur. Diyelim ki Londra'daki British Library bütün kaynaklarını Internet'te, elektronik ortamda kullanıma sunmuş olsun. Yine de o kütüphanede, Leonardo da Vinci'nin defterleri ve Magna Carta'nın orijinali ile aynı çatı altında okumak bambaşka bir şeydir.

Çok teşekkür ederiz.
Ben de teşekkür ederim
.


Kaynak....:
http://library.atilim.edu.tr/bulten/sayilar/2007-03/cong.htm