Atatürk ve Müzik


“ Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayatın kendisi musikidir. Musiki ile alakası olmayan, insan değildir. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi,ruhu,süruru ve her şeyidir.”

  
Bu sözleriyle Atatürk, sanatın ve özellikle müzik sanatının insan hayatı açısından ne denli önemli olduğunu belirtmektedir. Bu bakımdan her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir. Ata’nın Türk Müziği üzerine yenilik yapmak istemesinin belli başlı nedenleri vardır.
Bunları şöyle sıralayabiliriz ;

1- Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları eserindeki görüşlerinin etkisi: Ziya Gökalp’in müzikle ilgili görüşlerinin etkisiyle Atatürk’ün şu sözleri söylediği bilinmektedir;

“Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız: Şark musikisi, garp musikisi, halk musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir? Şark musikisinin hem hasta, hem de gayr-ı milli olduğunu gördük. Halk musikisi harsımızın, garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli musikimiz, memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır. Halk musikimiz birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz”

2- Montesqieu’nun görüşlerinin etkisi :
Atatürk, bir röportajı sırasında Emil Ludwig’e Montesqieu’nun “Bir milletin musikicilikteki meyline ehemmiyet verilmezse o milleti ilerletmek mümkün olmak” görüşünü aynen ilettiği ve tasdik ettiği bilinmektedir.

3- Sanat seviyesindeki düşüş : Atatürk döneminde Türk Müziği konusunda yetişmiş bilginlerimiz yoktu. Mevcutlar kendi kendilerini yetiştirmişti. Darülelhan’ın eğitimi yetersizdi. Sanatçılar genellikle usta-çırak usulüyle yetişiyordu. Bilgisine güvenilir bir müzik bilginimiz olmaması sebebiyle Atatürk, Ziya Gökalp’a inanmak durumunda kalmıştı. Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyetinde 1925-1930 yılları arasında neyzenlik yapmış ve Ata’nın huzurunda defalarca çalmış bulunan Burhanettin Ökte hatıralarında bu durumu şöyle dile getiriyor :

“Musikimizin tarihini araştırdı, doğru dürüst cevap alamadı. Nazariyatını sordu, iki cümleyi yan yana getiremedik. Eserleri tahlil ettirmek istedi, sathından daha derinlere inemedik. En büyük mürşit ilimdir diyen büyük insan bu münevver gençlerimizi tarihte karşısında bulsaydı memlekette ne alafranga-alaturka davası, ne de sanat fukaralığı bulunurdu.”
     
8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu konserinden sonra Atatürk’ün etkisi büyük olan meşhur nutkunun sebebini de Burhanettin Ökte hatıralarında İtalyan müziği ve Mısır’ın meşhur şarkıcılarından Müniret’ül Mehdiye Hanım’ın konserinden sonra çok zayıf bir Türk saz heyetinin sahneye çıkarak acemice “sultani yegah” faslını icrasına bağlıyor. Atatürk, sinirli bir şekilde konseri terk etmiş, ertesi gün gazetelerde şu nutku yayımlanmıştır:

“Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim. Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniret’ül Mehdiye Hanım sanatkarlığında muvaffak oldu. Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki, bu basit musiki Türk’ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez. Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi. Bu ana kadar Şark Musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk, derhal harekete ve faaliyete geçti. Hepsi oynuyor ve şen, şatırdırlar. Tabiatın icabatını yapıyorlar. Bu pek tabiidir. Hakikaten Türk, fıtraten şen; şatırdır. Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa, kendinin kusuru değildir. Kusurlu hareketlerin acı,felaketli neticeleri vardır. Bunun fariki olmamak kabahatti”

4-Çağdaş medeniyetler seviyesine yükselmenin top yekün gerçekleştirilmesi :
Atatürk, Kazım Özalp’a “Bizler alaturka müziğe alışmışız ama yeni nesiller alafranga müziğe çalışmalıdırlar.” ve Falih Rıfkı Atay’a “Çocuklarımızın ve gelecek nesillerin musikisi garp medeniyetinin musikisidir” demiş, Batı Müziğiyle ilgili bazı kuruluşlar kurdurmuştu.

ATATÜRK’ÜN MÜZİKLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI ŞUNLARDIR :


-Muzika-yı Humayun İstanbul’dan Ankara’ya nakledilerek Riyaseti-Cumhur Orkestrası adını almıştır (1924)
-Müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla Musiki Muallim Mektebi açılmıştır. Bu okulda Batı Müziği öğretimi yapılmıştır.
-İstanbul Darülelhan Şark Musikisi Şubesi kapatılmış, okulun adı da İstanbul Konservatuarı olarak değiştirilmiştir (1926). Şimdiki adı İstanbul Belediye Konservatuarıdır.
-Bu kurumlarda yetişen başarılı öğrenciler, Avrupa’ya öğrenime gönderildiler. Yurt dışında ilk müzik öğrenimine giden ve adlarını duyuranlar; Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ekrem Zeki Ün, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar gibi sanatçılarımız oldu.
-Alman müzikolog Paul Hindemith’in yardımlarıyla Ankara Devlet Konservatuarı kurulmuştur (1936). Devlet Opera ve Balesinin, Devlet Tiyatrolarının Senfoni Orkestralarının sanatçı kadrolarının önemli bir bölümü bu okuldan yetişmiştir. Bütün bu yeniliklerin amacını ise Atatürk şöyle açıklıyor “Halkın da musıki ihtiyacını düşünmek gerekir. Halkın musıki zevkinin gelişmesi için bu musıkiye (batı musıkisine) alışması ve bu musıkiden hoşlanması için, köklü bir musıki eğitimine ihtiyaç vardır.”

Atatürk bir konuşmasında; “Bugün dinletmeye yeltenilen musiki,yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkca bilmeliyiz.Ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu düzeyde, Türk ulusal musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir” demiştir. Atatürk bu sözleriyle sanatçılarımıza çağdaş, milli müziğimizin oluşturulması için takip edebilecekleri yolu göstermiştir. Atatürk’ün bu düşünceleri doğrultusunda yetişen müzik sanatçıları, onun ölümünden sonra da çağdaş eserler üretmeye devam etmektedir.

ATATÜRK'ÜN MUSIKİ ANLAYIŞI

"Efendiler!. Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim..."

Bu, ATATÜRK'ün sanata ve sanatkâra karşı büyük sevgisini gösteren sözlerinden biridir.  Büyük ATATÜRK'ün sanatı ve sanatkârı onurlandıran daha pek çok sözleri vardır.

"Sanatkâr toplum içinde, uzun çaba ve çalışmalar vermekte, alnında ışıklı sevinci ilk hisseden insandır."
"Bir millet sanatdan ve sanatkârdan yoksunsa, tam bir hayata mâlik olamaz."
Büyük ATATÜRK, milli kültürün önemli bir parçası olan sanata çok değer verilmesi gerektiğini bildiği için, sanatkârı temelli teşvik ve takdir etmiştir.
"Türk milletinin yücelmesinde, başlıca hareket unsuru olan milli kültür ve sanatın gelişmesi" ATATÜRK'ün başlıca isteğiydi.

ATATÜRK bu konudaki çeşitli konuşmalarında, hep Türk milletinin ve dolayısıyla Türk sanatının, milletin hayatındaki önemine işaret etmiş, Türk sanatının ileri hamlelerle, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması gerektiğini vurgulamıştır.

TÜRK MUSIKİSİNİN YASAKLANMASI

ATATÜRK, Sarayburnu'nda dinlediği kötü bir musıki ekibinin etkisiyle söylediği: "Bu musıki bizim heyecanımızı ifade etmekten uzaktır." Sözü, yanlış anlaşılarak, Türk musıkisi radyolardan kaldırılmıştır.

ATATÜRK'ÜN DİNLEMEKTEN HOŞLANDIĞI ŞARKILAR

Yıllar geçti, tereddüdüm bir türlü zihnimden silinmedi.
Tâlih bana, bu sahada büyük bir lütufda bulundu. ATA'mızın harp akademisinde iken, sınıf arkadaşlarından ve kolağası iken vefat eden Selânikli Tevfik bey, bilahare nakliye müfettiş-i umûmisi iken vefat eden Hayri bey ve bilahare Pırag sefiri iken vefat eden Süleyman bey, yine ATA'nın sınıfından Köprülü İsmail Hakkı bey, süvari albaylarından emekli Arif bey ve ATA'nın bir sonraki sınıfdan Suat bey ve daha bâzı gençler, elverişli zamanlarında toplanırlar, Selanikli Tevfik bey kendilerine eser geçer ve Hayri beyle Suat bey ud, Arif bey ney çalar, ATATÜRK de bu amatör fasıl takımının içinde okurmuş.
Bu hatıraları nakleden merhum Neyzen Burhanettin Ökte ATATÜRK'ün sevdiği ve bizzat okuduğu şarkıları, gazel ve türküleri şöyle sıralamıştır.

1) Ben şehid-i bâdeyim dostlar beni yâdeleyin
Türbemi meyhâne enkaziyle bünyâd eyleyin
Gasl olunmaz mâ ile gerçi şehidân-ı vega
Yıkayın mey'le beni bir mezhep icâdeyleyin

Benim notum:
(Bu parça divan tarzında okunan, serbest ölçülü (ağız)lardandır. Harput musıkisinde özel bir yeri vardır, genellikle yâren toplantılarında çalınıp okunması âdet olmuştur.)

2) Yeter artık çeker oldum şu cihanın gamını
Kerem etse ecel, alsada halâs etse beni
Talebetmem ne sürûnun, ne de bir zevk demini
Gama anlar bedel olsa da halâs etse beni

3) Yârâb ne eksilirdi deryây-i izzetinden
Peymâne-i vücûda zehrâb katmasaydın
Âzâde olurdum âsîb-ü derd-ü gamdan
Yâ dehre gelmeseydin yâ aklım olmasaydı

Şarkılardan:
Rast makamında:

4) Nihansın dîdeden ey mest-i nâzım
Bana sensiz cihanda can ne lâzım
Muhabbet edelim uyku ne lâzım
Bana sensiz cihanda can ne lâzım.

5) Hâbgâh-ı yâre girdim arziçün ahvâlimi
Bir perîşan hâlini gördüm unuttum hâlimi
Sakita icra ederken dîde-i aşk hâlimi
Leblerimle topladım tebrik edin ahvâlimi

6) Cânâ rakibi handân edersin (Nota)
Ben bî vefâyi giryân edersin
BÂgânelerle ünsiyet etme
Bana cihânı zindân edersin

7) Bir katre için çeşme-i pü hunı fenâdan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan
Âsûde olam dersen eğer gelme cihâne
Meydâne düşen kurtulamaz senk-i kazâdan
Bî baht olanın bâğına katresi düşmez
Bârân yerine dürr-ü güher yağsa semâdan

ATATÜRK, bazı şarkıları da sevmezmiş, mesela: Karşı yakada İzmir'in gülü diye başlayan şarkı için:

- Biz o gülü çok kokladık, diye büyük bir gönül yarasının izlerini yüzünde belli edirmiş. Böyle söylüyor, Burhanettin Ökte...
ATATÜRK'ün en buhranlı zamanlarında Türk musıkisinden teselli bulduğu da söylenir.


KAYNAKLAR:
http://duzceuniversitesi.net/showthread.php?t=1729
http://www.boluagsl.k12.tr/Ataturk/Ataturk_ve_muzik.html
http://www.beethovenlives.net/index.asp?ID=193http://kalemiz.com/kalem/?p=72

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Kaynak ....:
http://www.bedenegitimi.gen.tr/